AHLAKSIZLIKTA SON NOKTA

Başımıza İstanbul sözleşmesi diye bir şey çıkarttılar. Türk Milletinin  aile yapısını adeta temelden dinamitleyen bu sözleşmeye devletimiz imza attı. Sözleşme İstanbul’da imzaya açıldığı için bu isimle anılıyor. Orijinal metindeki domestic violence” (eviçi şiddet) kavramı Türkiye devletinin resmi çevirisinde “aile içi şiddet” olarak yer almaktadır. Aslında bu kavramla toplumsal cinsiyet adlı kavram toplumumuzun içine girdi.
​Gözün gördüğünü dil söyler. Yahudilerin genel taktiği önce dayat, pislik yap, sonra da masum ayağına yatarak ortadan kayboldur. İstanbul sözleşmesini de böyle tarif edebiliriz. Toplumsal cinsiyet kavramıyla son dönemde toplumsal hafızamıza LGBT, KAOS-GL gibi kavramlar girdi. Bu sözleşmeyle birlikte emperyalistlerle iş tutup, islam adına ne varsa tüm değerleriyle birlikte yok edilmesine çanak tutuyoruz.
​Öyle bir toplum yaratıyoruz ki, yaşamayı yemek, içmek, giyinmekten ibaret zanneden bir gençlik. Okuduğunu anlamayan, sosyal medyadaki algıyla hayatına yön veren, bomboş bir gençlik. Toplumsal cinsiyet gibi ne idiğü belirsiz, ancak amacı aile yapısını yıkmak olan bu sözcük üzerinden okullara giriliyor, birileri de gökkuşağı rengini kullanarak toplumsal hafızamıza ve bilinç altımıza bir şeyler kazıyorlar. Psikolojik bir savaş veriliyor. Gençlerimiz her şeyden soyutlanıyor. Manevi yapımızla oynanıyor. Buna karşılık devlet susuyor, STK’lar zaten sessiz. Unutmayalım ki, bir milletin manevi yapısı ne kadar güçlüyse ömrüde okadar uzundur. Bu yapı bombalanıyor ve biz hala tehlikenin farkında değiliz.
​Eğer gerekli önlem alınmazsa kimliksiz, içi boş, manevi olarak korumasız bir gençlik geliyor. Bunun önüne geçmenin en güçlü yolu ailenin korunmasından geçmektedir.
​Batı, bir milleti yok etmek için eğitim, medya, din ve kültür yoluyla kendisi için kullanılabilecek bir sürüye çevirir. Bunun önüne geçebilmenin yegane yolu ailedir. Bunu destekleyecek olanda milli bir eğitim sistemi, milli bir medya, milli değerlerin korunduğu bir kültür, manevi değerleri temel alan diyanet olmazsa olmazımızdır. Çürük bir yapının üzerine büyük medeniyet inşa edemezsiniz. Önce yapıyı sağlam kurmak gerek. Bir ülkenin can damarı eğitimdir. Ülkesini tanımayan, vatan bilinci oluşmamış, manevi boşluğu doldurulmamış bir gençlikten sadece kuru bir kalabalık ortaya çıkar. Kalabalıklar da sürü psikolojisiyle güdülür.
Tren kaçıyor dostlar. Tren kaçmadan gerekli çözümü hep birlikte üretmek zorundayız. Bir düşünürün dediği gibi ‘en güçlü silah vaktinde kullanılan silahtır.’ Bayram geçmeden kınayı yakalım. Seçim kazanmak uğruna, ilkelerimizden, omurgamızdan, dava inancımızdan, yaşama gayemizden çok şeyler kaybediyoruz. Geldim! diyen kıyamete karşı, elimizdeki fidanı dikmenin vakti geldi de geçiyor bile. Kalemlerimizden mürekkep, beynimizden milli ruh, kalbimizden inanç akmadıkça bedenlerimizden kanlar akacak.
​İnsan sevdiğini eleştirmezse bilinki en büyük düşmanı olmuştur. Teşhiside doğru koymalıyız tedaviyide doğru yapmalıyız. Basiretini yitiren iktidarınıda yitirir. Artık dik durma vaktidir. İnancımızı güçlü tutma vaktidir. 28 Şubat’ın yapamadığını ihaleci tayfası yapacak. Sosyal yara bizi yok edecek.İman ve küfür hattındaki kutlu mücadelemize geri dönme vaktidir.

İlgili Galeriler

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
Dursun Ali Atmaca 2 ay önce

Sayın Alparslan
Tüm söylemlerinize aynen katılıyorum. Ben sosyal yönü seven bir insan olarak söylüyorum.Arkadaşlık bitmiş kimse kimseye güvenmiyor, komşuluk bitmiş, apartmanda yaşayanların bir birlerinden haberi yok. Ev içerisinde bile komşuluk yok, oğlan odasında, kız odasında, anne filimde, baba maç seyretiyor işte bizim ailemiz gerisini varın siz hesap edin.