İDEALİ OLAN SON BİLGE ADAM: SEYYİD AHMED ARVASİ (2) 

Arvasî için kadim Türk devlet geleneği ve Türk milletinin tarihte ifa ettiği rol çok önemliydi: “Sahabe döneminden sonra İslâm’a en büyük hizmeti yapan Türkler'dir. Bu millet yüzyıllarca İslâm âlemini korumuş, kollamış ve bu uğurda hiç çekinmeden oluk gibi kanını akıtarak milyonlarca şehit vermiştir”. 
Özellikle de Osmanlı mirası çok önemliydi. Zira bütün Türk devletleri içerisinde çok kültürlü, çok dilli ve çok dinli bir cihan devletini asimilasyon yapmadan, entegrasyonla tek ülke haline getiren, adil ve merhameti müesseseleştirebilen Osmanlı mirasından alacağımız çok şey vardı. Bununla birlikte bugünün dünyasından da haberdardı. İslam Ortak Pazarı kurulması gerektiğini söylüyor, ancak İslam dünyası sanayileşmediği için bunun hem zor hem de anlamsız olacağını itiraf ediyordu. “Birbirlerine satacaklar ki?” diyordu üzgün üzgün.
Milliyetçiydi. İnsanların kafataslarının ölçülüp, İslam’ın her unsurundan sıyırılarak dinsiz bir milletin vücuda getirilmeye çalışıldığı bir çağda bu kelimeye çok asil ve asli bir anlam kazandırmıştı bayağılığa düşmeden, slogana başvurmadan. “Benim milliyetçilik anlayışımda asla ırkçılığa, bölgeciliğe ve dar kavmiyet şuuruna yer yoktur.” Derken devamında; 
"Biyolojik ırkıçılık" parçalayıcı ve bölücü bir karakter taşıdığı halde, "içtimai ırk" birleştirici ve bütünleştirici bir özellik taşır. Kimse biyolojik verasetini tayin iradesine sahip değildir. Ama, "içtimai ırk" tercihine açıktır. Aynı tarihe, aynı kültüre, aynı din ve ülküye sahip insanlar arasında "kan ve soy birliği" şuurunun güçlenmesine yol açar. Kendi içine kapanan dar bölge, aşiret, tabaka, etnik gruplar arasında evlilik köprüleri kurarak "milli şuuru" güçlendirir.
Ümmetçiliğin Arap hayranlığı, hatta Arapları kutsamaya kadar varan müfritliğine hiçbir zaman iltifat etmediği gibi seküler bir milliyetçiliğe ve kendi ırkını üstün tutmaya da hiçbir zaman yakın durmadı. Daha önce de söylediğimiz gibi o bambaşka bir insan tipinin peşindeydi. Hem Yunus Emre’nin ve Hacı Bektaş-ı Veli’nin sufiliğini hem Ahmed Yesevi’nin hikmetini hem akıncıların ruhunu, Alperenlerin kahramanlığını ve yiğitliğini şahsında cem etmiş bir insan tipinin ihyasına çalışıyor, ona “Ülkücü” diyordu. Peki, kimdi bu ülkücüler:
“Kendini Allah ve Resul’ünün davasına adamış, sırf Allah rızası için canını, malını ve mevkiini, din ve devleti, mülk ve milleti için fedaya hazır, şanlı, mukaddes, ay yıldızlı bayrağın gölgesinde dövüşen, nefsini düşünmeyen ve ülküsüne fâni olmuş yiğitlerdir”. 
Bu kadar mı? Tabii ki değil. Bir medeniyet davasını yüklenmek için bu vasıflar gerekliydi ama yeterli değildi. 
“Onlar büyük ve şanlı tarihimizin doğurduğu, Allah ve Resul’ünün hizmetine sunulmuş ve küfrün bütün oyunlarını bozan, cesaretini kıran, yolunu kesen kadrolardır. Bunlar Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorlu, Allah yolunda savaşanları kınayanların kınamasına aldırmayan yiğitlerdir. Bu nesil Allah’ın İslam âlemine ihsanıdır.”
Görüldüğü gibi Üstad, Ashabın ahlakına modern çağlarda sahip Alperenleri görmek istiyordu. Ülkücülük ideolojik bir formasyon, dünyevi emellerle sınırlı bir hareket değil, bir ütopya, bir ideal ve davaydı. Ülkücülük bir şuur, inanmışlık ve maneviyattır.
“Ülkücülük; ülkemiz ve yeryüzünde Allah’ın nizamını hâkim kılmak içindir. Kendine metot olarak, Allah ve Resul’ünü ölçü alan bir iman hareketinin adıdır. Ülkücü; egosunu yenen idealisttir. İman, aşk, aksiyon ve karakter adamıdır! Benim milliyetçilik anlayışımda asla ırkçılığa, bölgeciliğe ve dar kavmiyet şuuruna yer yoktur.” 
Maneviyatını İslam üzerine temellendiren Ülkücülük, aklını, fikrini; şuur, irfan ve idrakini bütün ilim ve fikirlere açacak, ancak hepsini İslami süzgeçten geçirecektir. Bilmek, aidiyet beyan etmek yetmez. Ülkücü İslam ahlakını da taşımak zorundadır.
Arvasi, bilgiden bilime, irfandan ahlaka, estetikten diyalektiğe her şeyiyle milli ve İslami bir insan tipinin omuzlarında yükselecek büyük bir Türk İslam medeniyetinin türküsünü söyleyerek gençliğin manevi lideri oldu ömrü boyunca.
Aralık ayı bir hüznün, mahsunluğun hikayesidir Türk İslam Ülkücülerinde. Hakk rahmet eyleye.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ersin Köroğlu 3 hafta önce

Gerçekten çok başarılı. Seyyid Ahmed Arvasi yi anlatmaya sayfalar yetmez ama en yalın haliyle başarılı bir yazı.

Avatar
Mehmet K 3 hafta önce

Milliyetçiliği kafatasçılık olarak anlayan, Nihal Atsız'ı bile anlamaktan aciz, İslam sözünü duyunca kaçan, ruhu boş, cesetlere tek tek, satır satır okutmalı her iki yazınızı.
sizin daha önce Türk Kimdir diye bir yazınızı okumuştum. O günden bugüne yazılarınızı takip ederim. Muhteşemsiniz.

Avatar
Yalnız Kurt 3 hafta önce

Arvasiyi tanımak, onu anlamak, onun davasına düçar olmak her kula nasip olmaz. Ruhu şad olsun

Avatar
ahmet selimoğlu 3 hafta önce

'Ülkücülük bir şuur, inanmışlık ve maneviyattır.' bu kadar net. Kalite bir fikir yazısı olmuş. Mankurtlaşmış beyinlere çivi ile çakmak gerek bu cümleyi.

Avatar
Kadir Çolak 2 hafta önce

Başkan çok güzel bir makale olmuş Teşekkürler.

Avatar
F.birinci 2 hafta önce

Siyasal İslam'ın ülkemizi getirdiği yer belli, zoraki yerli ve millilik nereye kadar giderse oraya kadar, Türkçülüğü savunan bir parti bile davadan vazgecmisken savunuculuğunu yapacak kadrolar eritilmiş, yok olmuştur?