Gerek ulusal, gerekse yerel medyada görgüsü, bilgisi, deneyimi ve kendine özgü duruşuyla tanıdığım Enis kardeşimin yeni bir başlangıç çağrısını… bende vira bismillah deyip selamlıyorum.
Kuşkusuz tüm değerlerin magazinleştirilip, sıradanlaştığı süreçlerde, halkın haber alma hakkı tüm kutsallığını kaybedip bir biçimiyle engellenir!.. Nitekim, sureti haktan görünüp ortalarda dolaşan gazeteci görünümlü iş takipçileri, yasama-yürütme ve yargının ardından dördüncü kuvvet olan basını da tekelleşmenin aracı yapıp bu bağlamda bir yerlere eklemleme yarışının kolaylaştırıcısı olmakta bir beis görmezler!
Cumhuriyeti, demokrasiyi, laik devlet sistemini ve Türk ulusunun değer yargılarını kişisel ve partisel çıkarlarına göre yorumlayanlar, olanca şımarıklarıyla ortalıkta efeleniyor ve bunun da çok seslilik olduğunu savunuyorlar. Haspalarıma göre çok seslilik diye tariflenen bu monolog’dan  güya uyum doğacak ve toplumsal mutabakat sağlanacakmış! Bunu savlayanların fikri arka planına baktığımızda, Anti emperyalist ve Tam Bağımsız Cumhuriyetin hedefe taşınıp, yok edilmesininin sinsi planlarının yapıldığını görmemek olmaz.
Sevgi, saygı ve ahte vefanın olmadığı ortamlarda, çok seslilik uyum yaratamaz. Yarattığı olsa olsa kaos olur… uyumun yolu, ulusumuzun bugüne değin elde ettiği demokratik kazanımlara ve ulusu ulus yapan değerlere saygıdan geçer. Cumhuriyetin kurucusunun manevi şahsiyetine alenen ve adice yapılan saldırılara kayıtsız kalarak, Anayasanın değişmez, değişmesi bile teklif edilemez maddelerini işlevsiz hale getirme girişimlerini sürdürerek uyum sağlanabilir mi hiç?
-Hani bir zamanlar farklılıklar zenginlik, insanların kendini ifade hakkı kutsaldı…
-Hani volter’le yatıp, empatiyle kalkıyor,
-Hani bas bas bağırıp, düşünceye özgürlük çağrısı yapıyor, olmadı AİHM’e değin uzanabiliyordunuz. Y a şimdi ne oldu size de dut yemiş bülbüle döndünüz? Ezberiniz mi bozuldu yoksa?
Sözün kısası, siyaset öyle bir biçime büründü ki çağımızda; Bir bakıyorsunuz fikirler, inançlar, düşünceler dağın doruklarından kopan  kar damlaları gibi, uçlar vermeye başlıyor. Yamaçlardan süzülen seller gibi filizleniyor… Dereler gibi tomurcuklanıyor!.. sonra dalga olup halkın yüreğinde dalgalanıyor da! Toplumsal devinimin ayırdında bile olamayanların elinde, buhar olup havaya savrulabiliyor!
Kendimizi, toplumumuzu halen tanıyamıyoruz, anlayamıyoruz… hoş anlamakta istemiyoruz sanki? “korkma” diye başlayan ulusal marşımızın tınısı istisnasız yüreklerimizin pır pır etmesine yetiyor olsa da; toplumsal ağrılarımıza, sızılarımıza cesaretle teşhis koymaktan kaçındığımızdan olsa gerek alacakaranlık kuşağından şafağa bir türlü ulaşamıyoruz !..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.