<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Türkiye'den Haber | Son Dakika Türkiye, Spor, Siyaset, Magazin ve Gündem Haberleri</title>
    <link>https://www.gazete61.net</link>
    <description>Türkiye'den Haber | Son Dakika Türkiye, Spor, Siyaset, Magazin ve Gündem Haberleri</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.gazete61.net/rss/ozel-haber" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 26 Aug 2026 04:48:57 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.gazete61.net/rss/ozel-haber"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Oltaya gelmeyelim]]></title>
      <link>https://www.gazete61.net/oltaya-gelmeyelim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazete61.net/oltaya-gelmeyelim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>18 Ağustos 2026 sabaha karşı terör devleti İsrail'in savaş uçakları, Suriye’nin kuzeybatısındaki, Türkiye sınırına yaklaşık 70 kilometre mesafede bulunan Ebu Zuhur Askerî Hava Üssü’nü vurdu. Saldırıda can kaybının yaşanmadığı yönünde açıklamalar yapıldı.</p>

<p><strong>Saldırının yapıldığı yer çok ilginç.</strong> Çünkü Ebu Zuhur, uzun süredir atıl durumda bulunan bir askerî tesis olmasına rağmen, Suriye’nin askerî kapasitesinin yeniden inşası kapsamında önem kazanmaya başlamıştı.Türkiye-Şam arasındaki imzalanan askerî işbirliğinin zeminini oluşturacak bir nokta. <strong>Türkiye savunmasını buraya kurabilir ve bölgeye etki edebilir.</strong> Türkiye burada hava savunma sistemleri kurduğu takdirde İsrail istediği gibi bölgede at oynayamaz, güvenliği için tehlike oluşturur.</p>

<p>İsrail de yaptığı açıklamada tam da bu konuya değiniyor. Suriye’de Türkiye’nin askerî varlığının genişleyebileceği yönündeki kaygıları açık şekilde dile getiriyor.Yine İsrail, Şam’ın bölgede Türkiye’ye askerî konuşlanma imkânı sağlayarak mevcut güvenlik statükosunu değiştirmeye hazırlandığını ileri sürdü.</p>

<p>Buna karşılık Suriye Dışişleri Bakanı, Ebu Zuhur’da kalıcı bir Türk üssü veya Türk askerî varlığı kurulmasının planlanmadığını, İsrail tarafına da bunun bildirildiğini söyledi.</p>

<p><strong>İşte tam burada durum ilginç hâle geliyor.</strong></p>

<p>ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, saldırıyı “gereksiz bir tırmanış” olarak nitelendirerek Türkiye’nin olası bir karşılık verme ihtimalini ortaya çıkardığını belirterek İsrail, Türkiye ve Suriye arasında doğrudan bir çatışmasızlık mekanizmasına ihtiyaç olduğunu söyledi. İşte bu ifadeyi dikkatli okumak gerekiyor.</p>

<p><strong>Barrack’ın açıklamasının diplomatik açıdan önemli bir tarafı var:</strong> Washington, İsrail’in gerçekleştirdiği saldırının Türkiye’yi doğrudan askerî tepki verme noktasına getirebileceğini açıkça kabul ediyor. Ki bu, bölge açısından son derece ciddi bir uyarıdır.</p>

<p>Gündeme getirilen “çatışmasızlık mekanizması” ifadesi, Türkiye açısından elini bağlayan bir düzenek hâline dönüşebilir. İsrail’i daha da hoyratlaştırabilir. Türkiye’nin kırmızı çizgilerini akamete uğratabilir.</p>

<p>Çünkü bu mekanizma Ankara’nın bağımsız stratejiler geliştirmesini engelleyebilir. ABD, İsrail’in Suriye’deki hamlelerinin Türkiye’yi askerî karşılık ihtimaliyle karşı karşıya bırakabileceğinin farkındadır. ABD açısından Netanyahu’nun attığı her adım, Washington’ın istediği bölgesel dengeyi bozuyor. Bu, Trump’ın Şam ve Türkiye ile kurduğu bölgesel istikrar bazlı çalışmalara zarar veriyor.</p>

<p>Bu durum Netanyahu ile Trump arasındaki gerilimi derinleştiriyor. <strong>ABD’nin bölgesel çıkarlarına zarar veriyor.</strong> Ankara akılla hareket etmeli, gaza gelmeden kendi çıkar hesabını soğukkanlı biçimde yapmalıdır. Türkiye, başkalarının hazırladığı kriz senaryosunun içine girmemeli; kendi stratejik takvimini, hedeflerini ve kırmızı çizgilerini kendisi belirlemelidir.</p>

<p>Her provokasyona anında cevap vermek yerine, ne zaman, nerede ve hangi araçla karşılık vereceğine Ankara karar vermelidir. <strong>Çünkü stratejik güç, yalnızca karşılık verebilmek değil, karşılığın zamanlamasını da kendisinin belirleyebilmesidir.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ülkemizin askerî gücü ve savunma sanayii kapasitesi bugün geçmişe göre çok daha farklı bir noktadadır. Dolayısıyla Ankara’nın her provokasyona anında cevap vermek yerine ne zaman, nerede ve hangi araçla cevap vereceğini kendisinin belirlemesi, stratejik açıdan daha değerlidir. Devlet aklı da budur zaten.</p>

<p>Her saldırıya aynı gün cevap vermek, her provokasyonu savaş sebebi saymak zorunda değil.</p>

<p><strong>Türkiye’nin gücü, yalnızca askerî kapasitesinden ibaret değildir.</strong></p>

<p>Türkiye’nin asıl avantajı; gelişmiş savunma sanayii, Suriye’deki sahadaki tecrübesi, bölge ülkeleriyle olan sağlıklı ilişkileri, Pakistan ve Suudi Arabistan’la gelişen güvenlik ilişkileri ve diplomatik manevra kabiliyetinin aynı anda kullanılabilmesidir.Bu nedenle Ankara’nın önceliği, bölgesel bir savaşın içine sürüklenmek değil; savaş ihtimalini caydırabilecek kadar güçlü, savaşa girmeden sonuç alabilecek kadar akıllı bir strateji kurmak olmalıdır.</p>

<p>Unutmayalım dostlar, diplomasi de, savunma sanayii de, ekonomi de, bölgedeki istihbari güç de bir silahtır. Askerî caydırıcılığın gücü de işte buradan gelir. Sahada yoksan masada da olamazsın.</p>

<p><strong>Ez cümle;</strong></p>

<p>Suriye’nin geleceğinde Türkiye’nin ne kadar etkili olacağıdır önemli olan. Çünkü İsrail, Türkiye’nin Suriye’deki ağırlığının artmasından aşırı rahatsız. Bu durumu kendi güvenliği için tehdit olarak görüyor. Velhasılıkelam; Türkiye, Netanyahu’nun seçim odaklı provokasyonuna kapılmadan kendi stratejik hedeflerini, kendi kırmızı çizgilerini ve kendi zamanlamasını belirlemelidir. Önemli olan ilk yumruğu atmak değil, o yumruğu ne zaman atmayacağını bilmektir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazete61.net/oltaya-gelmeyelim</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 10:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazete61net.teimg.com/crop/1280x720/gazete61-net/uploads/2026/08/yeni-haber-54.png" type="image/jpeg" length="13762"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TFF TRABZON İL TEMSİLCİSİ DEĞİŞTİ]]></title>
      <link>https://www.gazete61.net/tff-trabzon-il-temsilcisi-degisti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazete61.net/tff-trabzon-il-temsilcisi-degisti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) İl Temsilciliği görevine Ekrem Kaan Gürdoğan getirildi. Bir süredir bu görevi yürüten Zeki Kurt'un yerine göreve Ekrem Kaan Gürdoğan atandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazete61.net/tff-trabzon-il-temsilcisi-degisti</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 22:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazete61net.teimg.com/crop/1280x720/gazete61-net/uploads/2026/07/f-d8-b93-a6-f-f-d7-4266-a28-b-6830-a9-d983-a-e.png" type="image/jpeg" length="67735"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DERSİN ADI: 15 TEMMUZ]]></title>
      <link>https://www.gazete61.net/dersin-adi-15-temmuz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazete61.net/dersin-adi-15-temmuz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bir 15 Temmuz yıl dönümüne daha ulaştık. Türk milleti olarak bu tarihten çıkaracağımız dersleri hâlâ tam anlamıyla konuşabilmiş değiliz. Oysa büyüklerimiz, <strong>"Acırsan acınacak hâle düşersin."</strong> derdi. Bu söz, hayatın acı gerçeklerini özetleyen önemli bir nasihattır.<br />
<strong>Hz. Ömer'e (r.a.) atfedilen şu söz de aynı derecede anlamlıdır:</strong><br />
"Bir kimsenin namazına ve orucuna bakmayın; onun konuşmasına, sözüne sadık olup olmadığına ve insanların mallarıyla olan muamelesine bakın."<br />
Çünkü insanın gerçek değeri; ahlakında, dürüstlüğünde, emanete sahip çıkmasında ve kul hakkına gösterdiği hassasiyette gizlidir.<br />
Aradan geçen yıllara rağmen 15 Temmuz hâlâ tam anlamıyla anlaşılabilmiş değildir. Çünkü herkes yaşananlara kendi ideolojik penceresinden bakmayı tercih etti. Kimileri "kontrollü darbe", kimileri ise "tiyatro" söylemlerini dillendirdi.<br />
<strong>Peki gerçekten öyle miydi?</strong><br />
Eğer kafamızı devekuşu misali kuma gömmüş, yıllarca çevremizde yaşananları görmezden gelmişsek belki böyle düşünebiliriz. Ancak gerçekler bundan çok daha farklıydı.<br />
1970'li yıllardan itibaren sabırla örgütlenen, her adımını ince hesaplarla atan, kendisini ustalıkla kamufle eden, dünyanın dört bir yanına örümcek ağı gibi yayılan; içeride senden biri gibi görünüp kendi planlarını adım adım hayata geçiren derin bir yapılanmayla karşı karşıyaydık. Adına ne denirse densin; bu yapı, devletin kurumlarına sızmayı hedefleyen organize bir yapılanmaydı.<br />
Bu satırları yazıp yazmama konusunda uzun süre tereddüt ettim. Çünkü kırgınım, küskünüm. Ancak vatan ve millet sevgim, suya sabuna dokunmadan da olsa bazı gerçeklere değinme sorumluluğunu bana yüklüyor.<br />
Benim kanaatime göre 15 Temmuz, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin anayasal düzenini hedef alan bir darbe girişimiydi ve devletin kurumlarına yönelik ciddi bir tehditti.<br />
<strong>Ancak 15 Temmuz bir gecede ortaya çıkmadı.</strong><br />
O güne gelinceye kadar bu yapılanmayla mücadele eden çok sayıda kamu görevlisi, güvenlik mensubu ve isimsiz kahraman vardı. Mücadele edecek kimsenin bulunmadığı, herkesin<strong> "Acaba?"</strong> dediği dönemlerde onlar hiç tereddüt etmeden elini taşın altına koydu. Mesleklerini, geleceklerini, hatta canlarını ortaya koyarak görev yaptılar.<br />
Ya sonra?..<br />
İşte orası yüreğimi en çok acıtan bölüm.<br />
Çünkü herkesin sustuğu zamanlarda mücadele eden, ağır bedeller ödeyen, görev ve sorumluluk bilinciyle hareket eden o insanların bugün ne adı anılıyor ne de emekleri hatırlanıyor.<br />
Buna karşılık, her dönemin rengine bürünen, şartlara göre saf değiştiren, dün başka bugün başka konuşanlar ise en ön saflarda boy göstermeye devam ediyor. Büyük laflar ediyor, kahramanlık hikâyeleri anlatıyorlar.<br />
Oysa onların gerçek yüzünü bu millet de biliyor, yaşananların canlı şahitleri de biliyor. Fakat çoğu zaman susmayı tercih ediyor.<br />
15 Temmuz gecesi Türk milletinin gösterdiği destansı direniş ise asla unutulamaz. O gece, milletin devletine, bayrağına ve demokrasisine sahip çıktığı tarihi bir duruşun adıdır.<br />
<strong>Fakat bana göre asıl hikâye darbe girişimi bastırıldıktan sonra başladı.</strong><br />
Sahne, şanlı bayrağımızı kullanarak kendisine paye çıkarmaya çalışanlara kaldı. Gerçek serdengeçtiler ise sessizce kenara çekildi. Ne anlatıldılar, ne alkışlandılar, ne de hak ettikleri değeri gördüler.<br />
<strong>Bugün onların büyük bölümü köşelerinde sessizce oturuyor; darbe sonrasında yaşananları ve sergilenen tabloyu sadece izlemekle yetiniyor.</strong><br />
Örgütle gerçek anlamda mücadele etmiş insanlar görünür olmayı hiçbir zaman tercih etmedi. Çünkü onlar bilir ki yapılan görev, övünmek için değil; vatana olan borcu ödemek içindir.<br />
Bugün bir 15 Temmuz yıl dönümünü daha idrak ederken geçmişten çıkarılacak dersler her zamankinden daha önemlidir.<br />
<strong>Devletin kurumları içerisinde benzer yapılanmaların yeniden oluşmasına fırsat verilmemelidir</strong>. Hukuk devleti ilkesi tavizsiz uygulanmalı; liyakat esas alınmalı, şeffaflık güçlendirilmeli ve etkin denetim mekanizmaları kararlılıkla işletilmelidir.<br />
Yakın tarihimiz bize göstermiştir ki; devletin kurumsal yapısını zayıflatabilecek, kamu gücünü kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya çalışabilecek her türlü yapılanmaya karşı daima uyanık olmak zorundayız.<br />
<strong>Çünkü 15 Temmuz'un bize bıraktığı en önemli ders şudur:</strong><br />
Güçlü devlet, güçlü kurumlar ve birlik içinde hareket eden bir millet; karşılaşacağı her türlü tehdidi aşabilecek iradeye ve güce sahiptir.<br />
Unutulmamalıdır ki tarihten ders almayan milletler, aynı acıları yaşamaya mahkûmdur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazete61.net/dersin-adi-15-temmuz</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 09:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazete61net.teimg.com/crop/1280x720/gazete61-net/uploads/2026/07/yeni-haber-45.png" type="image/jpeg" length="64120"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KANLI DÖNGÜ]]></title>
      <link>https://www.gazete61.net/kanli-dongu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazete61.net/kanli-dongu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ABD-İsrail ile İran arasında yaşanan savaş üzerine daha önce üç ayrı yazı kaleme almış ve çatışmaların uzun sürmeyeceğini, en fazla iki ay içerisinde sona ereceğini ifade etmiştim. Nitekim gelişmeler de bu öngörüyü doğruladı. Savaş sona erdikten sonra zaman zaman kontrollü ve sınırlı çatışmalar yaşansa da taraflar doğrudan ve geniş çaplı bir savaşın içine sürüklenmedi.<br />
Hiç kuşkusuz savaş kötüdür. En kötü barış bile savaş ortamından daha değerlidir. Çünkü hiçbir siyasi hedef, hiçbir bölgesel çıkar insan hayatından daha önemli değildir.<br />
Sürece genel bir çerçeveden bakıldığında Ortadoğu'nun yalnızca savaşların değil, aynı zamanda çıkar mücadelelerinin, vekâlet savaşlarının ve büyük güç hesaplarının sahnesi olduğu görülmektedir.<br />
Bölgede akan kanın temel nedeni çoğu zaman etnik ya da mezhepsel farklılıklar değildir. Asıl sorun, bu farklılıkların çeşitli devletler ve güç odakları tarafından stratejik amaçlar doğrultusunda kullanılmasıdır. Yani bölgenin enerji merkezi olması ve emperyal güçlerin bu kaynaklar üzerindeki hâkimiyet mücadelesidir.<br />
İran, İsrail ve ABD söylem düzeyinde birbirlerine karşıt görünseler de Ortadoğu'daki mevcut çatışma düzeninin farklı aktörleri konumundadır. İsrail, Arz-ı Mev'ud hedefi doğrultusunda güvenlik tehdidi söylemi üzerinden askeri politikalarını meşrulaştırmaya çalışırken; İran devrim ihracı ve mezhep eksenli politikalarla bölgesel nüfuzunu artırma arayışını sürdürmektedir. ABD ise bölgedeki çıkarlarını ve müttefiki İsrail'in güvenliğini önceleyen bir politika izlemektedir. Sonuç değişmemektedir; kazanan devletler olurken kaybeden her zaman halklar, özellikle de kadınlar ve çocuklar olmaktadır.<br />
İran, Yemen'den Irak'a, Suriye'den Lübnan'a kadar uzanan geniş coğrafyada vekil güçler aracılığıyla etkisini artırmaya çalışmış, buraları kan gölüne çevirmekten geri kalmamıştır. Bu durum bölgesel istikrarsızlığın önemli sebeplerinden biri olmuştur. Aynı şekilde İsrail'in başta Gazze ve Lübnan olmak üzere uyguladığı sert askeri politikalar da milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkilemiştir. Böylece Filistin meselesi, haklı bir dava olmanın ötesinde bölgesel güçlerin hesaplaşma alanına dönüşmüştür.<br />
İran'da ise tek bir karar vericiden söz etmek zordur. Ancak görünen o ki, ne Sünni dünyasıyla ne Batı'yla ne de kendi iç dinamikleriyle barışık olan etkili bir yapı bulunmaktadır. Ortadoğu'da barışın önündeki en büyük engellerden biri de bu yapıdır. Heniye'nin de Rafsancani'nin de ölümünde bu yapının rolü olduğu yönünde çeşitli iddialar bulunmaktadır. Kalıcı ve başarılı bir müzakere süreci için, öncelikle bu yapının ve karar alma mekanizmalarının net biçimde ortaya konulması gerekmektedir.<br />
Son dönemde yaşanan gelişmeler, Ortadoğu'nun sessiz fakat kapsamlı bir yeniden yapılanma sürecine girdiğini göstermektedir. ABD'nin Suriye politikası, Doğu Akdeniz'de şekillenen yeni enerji denklemleri ve Türkiye'nin artan diplomatik ağırlığı bölgesel dengelerin yeniden kurulduğuna işaret etmektedir.<br />
Bu süreçte Türkiye'nin izlediği politika ise mezhepçi yaklaşımlardan uzak, güvenlik ve diplomasi eksenli bir çizgi olarak öne çıkmaktadır. Türkiye'nin temel hedefi nüfuz alanlarını genişletmekten ziyade istikrarı korumak, çatışmaların yayılmasını önlemek ve milli güvenliğini sağlamaktır. Başka bir ifadeyle, "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" anlayışını sahaya yansıtmaya çalışmaktadır.<br />
Öte yandan son dönemde İran ile ABD arasında yürütülen görüşmeler de dikkat çekmektedir. Kamuoyuna yansıyan çerçeve mutabakata göre taraflar; ateşkesin korunması, Hürmüz Boğazı'nın açık tutulması, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması, ekonomik yaptırımların hafifletilmesi, deniz ticaretine yönelik kısıtlamaların azaltılması ve nükleer müzakerelerin sürdürülmesi gibi başlıklarda ortak bir zemin aramaktadır. İran yaptırımların kaldırılmasını isterken ABD ise nükleer faaliyetlerin sınırlandırılmasını talep etmektedir.<br />
Ancak taraflar arasında hâlâ ciddi görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Uranyum zenginleştirme kapasitesi, balistik füze programı ve İran'ın bölgedeki vekil güçlerle ilişkileri en önemli anlaşmazlık konuları olmaya devam etmektedir. Yani ortaya çıkan tablo, kapsamlı bir barış anlaşmasından ziyade çatışmaları geçici olarak donduran ve taraflara zaman kazandıran bir ara formül niteliği taşımaktadır.<br />
Aslında yaşananlar bize önemli bir gerçeği göstermektedir: Katil İsrail devleti Arz-ı Mev'ud hayallerinden vazgeçmeyecektir. Bölgedeki tüm aktörler yüksek perdeden konuşsalar da hiçbiri kontrolsüz ve doğrudan bir bölgesel savaşı göze almak istememektedir. Çünkü savaşları başlatmak kolay, sonlandırmak ise son derece zordur.<br />
Bu işin finalini Türk Milleti yazacaktır. Tarihte hep böyle oldu. Finalin sonunda Kudüs'te Türk bayrağı dalgalanacak, Mekke ve Medine Türk'ün kontrolünde olacaktır. Ben buna inanıyorum.<br />
Bu nedenle önümüzdeki dönemde doğrudan askeri çatışmalardan çok diplomatik pazarlıkların, ekonomik baskıların ve vekâlet mücadelelerinin öne çıkması daha muhtemel görünmektedir. Tarih defalarca göstermiştir ki iç bölünmeler, dış müdahalelerden çok daha ağır sonuçlar doğurabilmektedir.<br />
Bu nedenle bugün ihtiyaç duyulan şey yeni cepheler açmak değil; barışı, istikrarı ve ortak aklı güçlendirmektir. Çünkü savaşların sonunda haritalar değişebilir, yönetimler değişebilir, dengeler yeniden kurulabilir. Ancak kaybedilen insan hayatları geri getirilemez.<br />
Ezcümle; Ortadoğu'da yaşanan mücadele yalnızca devletlerin savaşı değildir. Aynı zamanda mazlumların hayatta kalma mücadelesidir. Çözüm, düşmanlıkları büyütmek değil; bölgesel kardeşliği ve adil bir barış zeminini inşa edebilmektir. Aksi takdirde güç sahiplerinin bölgeye yönelik emperyal emelleri sona ermeyecek, mazlumların kanı akmaya devam edecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazete61.net/kanli-dongu</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazete61net.teimg.com/crop/1280x720/gazete61-net/uploads/2026/07/yeni-haber-42.png" type="image/jpeg" length="79030"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["RUH OLMADAN ASLA"]]></title>
      <link>https://www.gazete61.net/ruh-olmadan-asla</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazete61.net/ruh-olmadan-asla" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Millî Takımı, ABD ve Meksika'da düzenlenen Dünya Kupası'na büyük umutlarla gitti. Aslında sadece takım değil, bir millet olarak hepimiz umutlandık. Parklara, meydanlara dev ekranlar kuruldu. İnsanlar sabahın erken saatlerinde kalktı, formalarını giydi, ay-yıldızlı bayrağın etrafında kenetlendi.<strong> Milyonlarca yürek aynı heyecanla çarptı.</strong><br />
Dualar ettik. Sıradan dualar değil; samimiyetle, inançla ve yürekten gelen dualar... Çünkü Millî takım, sadece sahadaki on bir futbolcudan ibaret değildir. O forma, bir milletin ortak sevinci, ortak umudu ve ortak kimliğidir.<br />
Ancak sahaya baktığımızda, tribünlerdeki ruhu sahada göremedik. Mücadele eden, karakter ortaya koyan, formasının ağırlığını hisseden bir takım yerine; öz güven sorunları yaşayan, dağınık ve zaman zaman şımarıklığın gölgesinde kalan bir görüntü izledik.<br />
Oysa futbol sadece yetenek işi değildir. Karakter, disiplin ve aidiyet duygusu olmadan başarı kalıcı olmaz.<br />
<strong>Kibir, insanı kör eder</strong>. Zirveye çıktığını zannederken fark ettirmeden uçurumun kenarına sürükler. <strong>Demek ki mesele saça şekil vermek değil, topa şekil verebilmektir. Gösterişle değil, sahadaki performansla konuşulmalıdır.</strong><br />
Daha da önemlisi, bu durum sadece futbolla sınırlı değildir. Kimliğini kaybedip başkalarına benzemeye çalışan, kendi değerlerinden ve aidiyet duygusundan uzaklaşan toplumlar ne sahada ne de hayatta kalıcı başarı elde edebilir. Çünkü başarı, taklitte değil; özünü koruyabilmektedir.<br />
<strong>Milli ruh; dilde, inançta ve aidiyette yaşar.</strong> Kendi diline, kendi inancına, kendi kültürüne yabancılaşan, özüne de yabancılaşır. Bir milleti millet yapan sadece sınırlar değil; ortak değerler, ortak hafıza ve ortak kültürdür. Bu bağlar zayıfladığında, toplumların ayakta kalması da zorlaşır.<br />
Özüne sahip çıkanlar kazanır. Kendi köklerinden güç alanlar ayakta kalır. Ruhunu kaybedip başkalarına benzemeye çalışanlar ise ilk başta kazanmış gibi görünseler bile zamanla kaybetmeye mahkûmdurlar.<br />
<strong>Çünkü gerçek başarı; başkası olmakta değil, kendin olarak kalabilmektedir.</strong><br />
Sahada eksikliğini hissettiğimiz şey de tam olarak buydu:<strong> Ruh, karakter ve aidiyet...</strong><br />
Ve unutulmamalıdır ki, ruhunu kaybeden hiçbir takım, hiçbir kurum ve hiçbir toplum uzun vadede kazanamaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazete61.net/ruh-olmadan-asla</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 10:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazete61net.teimg.com/crop/1280x720/gazete61-net/uploads/2026/06/yeni-haber-38.png" type="image/jpeg" length="59218"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Samet Akaydın Trabzonspor’da…]]></title>
      <link>https://www.gazete61.net/samet-akaydin-trabzonsporda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazete61.net/samet-akaydin-trabzonsporda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Trabzonspor’un Samet Akaydın’la el sıkıştı ileri sürüldü. Bordo mavili takım Samet Akaydın ile 2 + 1 yıllığına anlaşma yaptığı gelen bilgiler arasında. Transferin açıklanmasının an meselesi olduğu belirtildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazete61.net/samet-akaydin-trabzonsporda</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 20:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazete61net.teimg.com/crop/1280x720/gazete61-net/uploads/2026/06/40bc064b-a0e7-43d6-bc7c-26126a55fe74.jpg" type="image/jpeg" length="34864"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[EYLEM İÇİN TRABZON'A GELEN 4 AMED TARAFTARI YAKALANDI]]></title>
      <link>https://www.gazete61.net/eylem-icin-trabzona-gelen-4-amed-t</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazete61.net/eylem-icin-trabzona-gelen-4-amed-t" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Trabzonspor'un, Amedspor'un şampiyonluğunu tebrik etmemesinin ardından başlayan tartışmalar gündemdeki yerini korurken, Diyarbakır'dan Trabzon'a gelen 4 kişi eylem yapamadan yakalandı. Amedspor'un şampiyonluğunu kutlamayan Trabzopnspor'a destek havası sürerken, Diyarbakır'dan yola çıkan 4 Amedspor taraftarının kentte pankart açıp eylem hazırlığında olduğu belirlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>POLİS TAKİP ETTİ</strong></p>

<p>Yaşanan tartışmaların ardından olası provokatif girişimlere karşı güvenlik önlemlerini artıran Trabzon Emniyet Müdürlüğü, çeşitli grupları yakın takibe aldı. Yapılan çalışmalar sonucunda Diyarbakır'dan 34 P... plakalı araçla Trabzon'a gelen M.D.S., A.B., Y.C.İ. ve K.D. isimli şahıslar Akyazı bölgesinde polis ekiplerince durdurularak gözaltına alındı.</p>

<p><strong>ARAÇTA PANKARTLAR ELE GEÇİRİLDİ</strong></p>

<p>Şüphelilerin bulunduğu araçta yapılan aramada Kürtçe ifadelerin yer aldığı pankartlar ele geçirildi. Güvenlik kaynakları, şahısların Trabzon'da çeşitli noktalara pankart asarak eylem gerçekleştirmeyi planladıkları yönünde değerlendirmelerde bulundu.Emniyetteki işlemlerinin ardından halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama iddiasıyla adliyeye sevk edilen 4 kişi, savcılıkta verdikleri ifadelerin ardından serbest bırakıldı. Olayla ilgili güvenlik birimlerinin incelemelerinin sürdüğü öğrenildi.Trabzon'da yaşanan gelişme şehirde geniş yankı uyandırırken, emniyetin olası gerginliklerin önüne geçmek için yürüttüğü çalışmalar dikkat çekti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazete61.net/eylem-icin-trabzona-gelen-4-amed-t</guid>
      <pubDate>Sun, 31 May 2026 16:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazete61net.teimg.com/crop/1280x720/gazete61-net/uploads/2026/05/843537-e-b-e640-413-a-86-b5-5880-c-d-c7-c75-f.png" type="image/jpeg" length="67552"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Çin Pazarı, Bölgemiz Turizmi İçin Stratejik Bir Gelecek Vizyonudur”]]></title>
      <link>https://www.gazete61.net/cin-pazari-bolgemiz-turizmi-icin-stratejik-bir-gelecek-vizyonudur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazete61.net/cin-pazari-bolgemiz-turizmi-icin-stratejik-bir-gelecek-vizyonudur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Turizm İşletmecileri ve Seyahat Acentaları Derneği (TİSAD) Başkanı Murat Çavga, Çin'in ülke turizmine büyük katkı sağlayacağı ifade etti.</p>

<p>Türk Hava Yolları ve Detabi Travel organizasyonunda gerçekleştirilen, TUROB, TGA, DOKA ve TİSAD tarafından desteklenen FAM Trip programı kapsamında şehrimize gelen Çinli seyahat acentaları, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğümüz koordinasyonunda bölgemizde çeşitli ziyaret ve incelemelerde bulundu. Başkan Çavga, bölgenin turizm potansiyelinin uluslararası pazarlara açılması, yeni hedef pazarların oluşturulması ve özellikle Asya pazarında etkin bir konum elde edilmesi amacıyla gerçekleştirilen program kapsamında, Çin’in önde gelen seyahat profesyonelleri bölgenin tarihi, kültürel ve gastronomik değerlerini yakından inceleme fırsatı bulduğunu söyledi.</p>

<p><strong>Başkan Çavga Turizm Stratejisini Anlattı</strong></p>

<p>Çin pazarının yalnızca kısa vadeli turizm hareketliliği açısından değil, bölgemizin uzun vadeli turizm stratejisi açısından da büyük önem taşıdığını belirten TİSAD Başkanı Murat Çavga açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Bugün dünya turizminin en önemli dinamiklerinden biri Çin pazarıdır. Dünya genelinde birçok ülke ve destinasyon, Çinli turistleri ağırlamak adına yoğun tanıtım faaliyetleri ve stratejik çalışmalar yürütmektedir. Kültür ve Turizm Bakanlığımızın da Çin pazarını öncelikli hedef pazarlar arasında değerlendirdiği bir dönemde, bölgemizin bu sürecin dışında kalması düşünülemez.Bizler de TİSAD olarak uzun yıllardır bu pazara yönelik gerekli altyapının oluşturulması, tanıtım faaliyetlerinin güçlendirilmesi ve bölgenin uluslararası turizm ağlarına entegre edilmesi adına çalışmalar yürütüyoruz. Özellikle son iki yıldır sektör paydaşlarımızla birlikte yoğun bir çalışma süreci içerisindeyiz. Çünkü turizmde sürdürülebilir başarı; yalnızca günü kurtaran çalışmalarla değil, geleceği planlayan stratejik adımlarla mümkündür.”</p>

<p>Çin pazarının sadece ekonomik bir hedef olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Çavga, aynı zamanda kültürel etkileşim ve destinasyon çeşitliliği açısından da önemli fırsatlar sunduğunu ifade etti. Çavga, “Çin pazarı yüksek seyahat hacmine sahip, kültürel deneyimlere önem veren ve alternatif destinasyon arayışı içerisinde olan bir pazardır. Bölgemizin sahip olduğu doğal güzellikler, tarihi mirası, gastronomik zenginliği ve kültürel dokusu düşünüldüğünde Çinli turist profiline hitap edecek çok güçlü değerlere sahip olduğumuzu görüyoruz.” dedi. Açıklamasında İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün çalışmalarına da değinen Çavga, göreve başlayan İl Müdürü’nün tecrübelerinin sürece önemli katkılar sağladığını söyledi. Çavga, “Uzun yıllar Bakanlığımız Tanıtma Genel Müdürlüğü bünyesinde görev yapmış İl Kültür ve Turizm Müdürümüzün sahip olduğu birikim ve uluslararası turizm vizyonu, yeni pazar arayışlarında önemli katkılar sunmaktadır. Şehrimizin turizm çeşitliliğinin artırılması adına ortaya koyduğu yaklaşımı son derece kıymetli buluyoruz.” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Detabi Travel Yönetim Kurulu Başkanı Merve Özkök tarafından hazırlanan ve ilgili kurumların destekleriyle hayata geçirilen organizasyonun bölge turizmi açısından önemli bir çalışma olduğunu ifade eden Çavga, kurumlar arası iş birliğinin önemine dikkat çekti. Çavga, “Turizm çok paydaşlı bir yapıdır ve başarı ancak ortak akıl ile mümkündür. Sayın Merve Özkök tarafından hazırlanan, Türk Hava Yolları, TUROB, TGA, DOKA ve TİSAD’ın destek verdiği bu çalışma; bölgemizin Çin pazarına açılması ve yeni turizm köprülerinin kurulması açısından son derece kıymetlidir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Tarihi İpek Yolu Rotası Yeniden Ön Plana Çıkıyor</strong></p>

<p>Başkan Çavga, program kapsamında Çin’den gelen seyahat acentalarına tarihi İpek Yolu güzergâhı hakkında kapsamlı sunum ve bilgilendirmeler gerçekleştirildiğini ifade etti. Bölgenin önemli kültürel miras alanları arasında yer alan Hamsiköy, Taşhan, Alacahan Bedesteni ve tarihi İpek Yolu güzergâhındaki diğer değerlerin Çinli turizm profesyonelleri tarafından ilgiyle takip edildiğini belirten Çavga, tarihi bağların turizmde yeniden güçlü bir fırsata dönüştürülebileceğini söyledi. Çavga, “Tarihi İpek Yolu yalnızca geçmişin ticaret ağı değil, aynı zamanda medeniyetleri buluşturan önemli bir kültürel mirastır. Bugün turizm perspektifinden baktığımızda bu tarihi bağların yeniden canlandırılması bölgemiz için önemli fırsatlar ortaya koymaktadır. Özellikle Çin pazarı açısından değerlendirildiğinde, tarihi İpek Yolu temalı rotaların ciddi ilgi göreceğine inanıyoruz.” diye konuştu.</p>

<p>Organizasyona katkı sunan tüm kurum ve paydaşlara teşekkür eden Çavga, “Bu kıymetli çalışmanın hayata geçirilmesinde destek veren başta Türk Hava Yolları, TUROB, TGA, DOKA ve tüm paydaş kurumlarımıza teşekkür ediyorum. Ayrıca misafirlerimizi bölgemizde ağırlarken desteklerini esirgemeyen yönetim kurulu üyelerimize, Akçabel A.Ş. genel Müdürü Bünyamin Serdar’a, Hamsiköy Turizmciler Derneği Başkanı Sayın Turan Pervanlar’a, Akpınar Köfte ailesine ve İnanlar ailesine şükranlarımı sunuyorum. Ortak hedefimiz; bölgemizin uluslararası turizmden aldığı payı artırmak ve yeni pazarlarla güçlü bağlar kurmaktır.” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazete61.net/cin-pazari-bolgemiz-turizmi-icin-stratejik-bir-gelecek-vizyonudur</guid>
      <pubDate>Sun, 24 May 2026 16:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazete61net.teimg.com/crop/1280x720/gazete61-net/uploads/2026/05/4f48d30b-8735-43ae-8101-4e21655a569e.jpg" type="image/jpeg" length="68237"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYNADAKİ TOPLUM VE DÜŞEN MASKELER]]></title>
      <link>https://www.gazete61.net/aynadaki-toplum-ve-dusen-maskeler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazete61.net/aynadaki-toplum-ve-dusen-maskeler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Son günlerde ardı ardına gelen haberler, insanın canını sıkıyor. Kendimizi emanet ettiğimiz, karşısında saygı duyduğumuz insanlardan bazılarının yaptıkları ortaya döküldükçe canımızın sıkılmaması imkânsız.<br />
<strong>Bir şehirde yaşanan ahlaksızlık, başka bir yerde ortaya çıkan taciz, bir başka yerde yaşanan yolsuzluklar, bir makam sahibinin yakışıksız, makamına yakışmayan davranışları…</strong> Her biri tek başına sarsıcı; ama birlikte düşünüldüğünde daha büyük bir soruyu sormaya mecbur kılıyor bizi: İmparatorluk bakiyesi bir toplum, dünyaya adaletle hükmetmiş bir milletin torunları nasıl bu hale geldi?<br />
<strong>Suçu başkalarına atmak en kolay cevap değil mi?</strong> Çünkü bu insanı kendiyle yüzleşmekten kurtarır. Hâlbuki gerçek değişim, dışarıda değil içeride başlar. Kadim bir gerçeğin işaret ettiği gibi, <strong>‘’siz nasılsanız öyle yönetilirsiniz’’.</strong><br />
Bugün geldiğimiz noktada, maskelerini kuşanıp yalanlarıyla insanları zehirleyenlerin, yarın yaşananlardan şikâyet etmeye hakkı yoktur. Çünkü toplum dediğimiz yapı, bu maskelerin toplamından ibarettir. Ne kadar çok sahte yüz varsa, o kadar bulanık bir gerçeklik oluşur. Artık ikiyüzlü insan bulmak bile zorlaştı.<br />
Sokakta, iş yerinde, okulda karşılaştığımız küçük ihlaller; sıraya kaynak yapmak, hakkı olmayanı almak, kimse görmüyorken kuralları çiğnemek… Bunlar önemsiz gibi görülebilir. Ama aslında büyük resmin yapı taşlarıdır.<br />
Bir insanı tanımak istiyorsan onun kimse yokken dört duvar içindeki hal ve tavırlarına bakacaksan. “Devletin malı deniz, bal tutan parmağını yalar” anlayışları, sadece bir söz değil; kökleşmiş bir zihniyetin dışa vurumudur. Ve bu zihniyet yaygınlaştıkça, dürüstlük istisna, çıkarcılık kanun haline gelir.<br />
Herkes adil bir düzen, ahlaklı yöneticiler istiyor. Ama kimse aynaya bakıp şunu sormuyor: <strong>“Ben ne kadar dürüstüm? Ben ne kadar ahlaklıyım? Ben olsam ne yapardım?”</strong> Oysa insan önce kendisi olmalı, kendine inanmalı ki başkalarının tahakkümü altına girmesin. Kendi duruşunu inşa edemeyen, başkalarının yönlendirmesine mahkûm olur.<br />
Bugün en büyük yıkımlardan biri de insanların iyi niyetinin aşındırılmasıdır. Güvenin, samimiyetin ve dürüstlüğün sürekli istismar edildiği bir yerde, insanlar zamanla kabuğuna çekilir. Ve en tehlikelisi şudur: İnsanların iyi niyetlerini öldürdüğünüzde, geriye sadece sizin gibiler kalır ve toplum güvensizlik ikliminde hızla yokluğa doğru yol alır.<br />
Toplum dediğimiz yapı, soyut bir kavram değil; tek tek bireylerin toplamıdır. Ailede, arkadaş çevresinde, iş hayatında kurduğumuz ilişkiler; gösterdiğimiz tutumlar; verdiğimiz küçük kararlar… Hepsi bu bütünün parçasıdır. Bu yüzden<strong> “her koyun kendi bacağından asılır” </strong>anlayışı da eksik kalır. Çünkü kimsenin davranışı sadece kendisini etkilemez; dalga dalga yayılır ve bütün toplumu olumlu yada olumsuz yönde etkisi altına alır.<br />
Bugün en büyük çelişkilerden biri de burada yatıyor. Dava, değer, ilke gibi kavramlar dillerde sıkça dolaşıyor; fakat ilk ciddi çıkar sınavında bu kavramların nasıl hızla buharlaştığına şahit oluyoruz. Ben yoksam dava yok, ben yoksam dava adamı yok.<br />
Nokta kadar menfaat için eğilenlerin, dağ kadar söylemler kurması, toplumun güven duygusunu aşındırıyor.<br />
Belki de en çok unuttuğumuz şey şu: <strong>Ahlak, yalnızken de doğru olanı yapabilmektir. Kimsenin görmediği yerde sergilenen davranış, insanın gerçek karakterini ortaya koyar. Toplumun asıl rengi de burada belirir işte.</strong><br />
Sonuç olarak, sağlıklı bir yönetim arayışı, sağlıklı bir toplum olma çabasından bağımsız düşünülemez. Tepeden inme çözümler, kökü çürük bir zeminde kalıcı olamaz. Temeli sağlam olmayan bir yapı ayakta duruyor gibi görünse de en ufak sarsıntıda binlerce can alır.<br />
Gerçek değişim, bireyin kendine dönmesiyle, kendi olmasıyla, söylemleri ve eylemlerinin uyuşmasıyla başlar. Kendi kapısının önünü süpürenlerin çoğaldığı bir yerde, sokak da temizlenir, şehir de.<br />
Belki de bugün sormamız gereken en dürüst soru şu:<br />
Maskelerimizi çıkardığımızda geriye bizden ne kalıyor?<br />
Gerçekte bizim kaç yüzümüz var?<strong> Toplum hangi yüzümüze inansın!!!</strong><br />
Ve daha da önemlisi:<br />
<strong>Ben, görmek istediğim toplumun ne kadar parçasıyım?</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazete61.net/aynadaki-toplum-ve-dusen-maskeler</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazete61net.teimg.com/crop/1280x720/gazete61-net/uploads/2026/05/yeni-haber-32.png" type="image/jpeg" length="93982"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[BAYRAKTAN RAHATSIZ OLANIN DERDİ TÜRKİYE’DİR]]></title>
      <link>https://www.gazete61.net/bayraktan-rahatsiz-olanin-derdi-turkiyedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazete61.net/bayraktan-rahatsiz-olanin-derdi-turkiyedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Türk bayrağı; bu toprakların bağımsızlığının, şehit kanıyla yazılmış istiklalinin ve bir milletin onurunun, ruhunun sembolüdür. Ay yıldızlı al bayrak sadece bir kumaş parçası değil; <strong>Malazgirt’ten Çanakkale’ye, Sakarya’dan 15 Temmuz’a kadar verilen destansı mücadelenin emanetidir</strong>. Bu yüzden bir gencin elinde Türk bayrağı taşıması, onu gururla açması ve altında birlik çağrısı yapması hiçbir şekilde suç, provokasyon ya da düşmanlık olarak görülemez.<br />
Türkiye Cumhuriyeti topraklarında Türk bayrağının açılması bir provokasyon aracı değil, ancak birliğin sembolü olabilir. Bunun aksini düşünmek, bu millete ve bu topraklara ait olamamaktır. Çünkü bu bayrak; vatanın, milletin, ezanın ve şahadetin ortak simgesidir.<br />
6 Mayıs 2026 tarihinde ODTÜ Devrim Stadyumu’nda yaşanan olaylarda, Türk bayrağı açan öğrencilere yönelik saldırılar toplum vicdanında derin bir rahatsızlık oluşturmuştur. Kimseye fiziksel müdahalede bulunmadan protesto hakkını kullanan gençlere karşı organize şekilde saldırılması, bira şişeleri fırlatılması ve insanların hastanelik olması; fikir özgürlüğüyle değil, tahammülsüzlükle açıklanabilir. Bu durum, Türk milletine ve onun varlığına duyulan düşmanlıktan başka bir şey değildir.<br />
Farklı düşünceler elbette olabilir; ancak bir ülkenin ortak değerine, bayrağına ve milletin hassasiyetlerine öfkeyle saldırmak kabul edilemez. Hatta bu durum, içimizdeki kini ve nefreti büyüterek kardeşliğimize zarar verir.<br />
Bu vatan, binlerce şehit ve gazinin fedakârlığıyla ayakta durmaktadır. Bugün özgürce konuşabiliyor, üniversitelerde okuyabiliyor ve fikir beyan edebiliyorsak; bunu toprağa düşen kahramanların emanetine borçluyuz.<br />
<strong>Türk bayrağına sahip çıkmak yalnızca milliyetçilik değil; aynı zamanda geçmişe vefa, geleceğe sorumluluk ve vatana sadakattir. </strong>Çünkü bu bayrak altında Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkes’iyle aynı kaderi paylaşan büyük bir millet yaşamaktadır. Bu milletin külüne üflesen altından iman çıkar. Bu imanla bu devlet kurumlu ve hala ayakta durmaktadır. Bu millet, beklenen ve özlenen bir millettir. Birkaç soysuzun, beynini kiraya vermiş ithal zihniyet mensuplarının oyuncağı değildir.<br />
Türk bayrağı o kadar kutsaldır ki o al bayrağa sadece bu vatan için bedel ödeyenler sarılabilir; bedel ödetenler değil. Çünkü ay yıldızlı bayrak; makamların, ideolojilerin ya da geçici siyasi hesapların değil, doğrudan milletin namusudur. Ona uzanan her saygısızlık, milletin ortak hafızasında derin bir yara açar.<br />
<strong>ODTÜ’de okuyan gençliğin ne kadar zeki olduğu değildir mesele; mesele, ne kadar bu ülkeye ait olduklarıdır. Ne kadar bu ülke için çırpındıklarıdır. Ne kadar bu ülkeye hizmet aşkıyla dolu olduklarıdır. Çünkü gerçek aydınlık; birbirine saldırmakta değil, ülkesine değer katmaktadır.</strong><br />
Bilim üreten, teknoloji geliştiren, savunma sanayisinde çalışan, ülkesinin geleceği için emek veren gençler; bu milletin gerçek umududur. Türkiye’yi büyütecek olan da nefret dili değil; çalışkanlık, birlik ve ortak değerler etrafında kenetlenmiş bir gençliktir.<br />
Ay yıldızlı bayrak yere düşmez. Çünkü o bayrak; şehidin son nefesi, annenin duası, milletin haysiyetidir. Ona saygı duymak, bu topraklarda yaşayan herkesin ortak sorumluluğudur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazete61.net/bayraktan-rahatsiz-olanin-derdi-turkiyedir</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 09:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazete61net.teimg.com/crop/1280x720/gazete61-net/uploads/2026/05/yeni-haber-27.png" type="image/jpeg" length="61837"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ORTAK HAFIZAMIZ: MEHTER]]></title>
      <link>https://www.gazete61.net/ortak-hafizamiz-mehter</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazete61.net/ortak-hafizamiz-mehter" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ORTAK HAFIZAMIZ: MEHTER<br />
Tarih, bir milletin keyfine göre parçalara ayrılacak bir alan değildir; milleti millet yapan, onun ortak hafızasıdır. Bir milletin geçmişini yok saymak ya da belli dönemlerini görmezden gelmek basit bir tercih değil, açık bir tarih bilinci yoksunluğudur.<br />
Türk tarihi bir bütündür. Bu bütün; Orhun’dan Selçuklu’ya, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan kesintisiz bir sürekliliği ifade eder. Bu sürekliliğin önemli parçalarından biri de mehterdir. Mehter, sıradan bir müzik türü değil; bir medeniyetin sesi, bir ordunun disiplini ve bir milletin hafızasıdır.<br />
Bu topraklara ait olan, bu coğrafyanın ruhunu taşıyan ve özü sağlam olan her insan, mehteri duyduğunda derinden etkilenir. Kökleri Orhun Kitabeleri’ne kadar uzanan askerî müzik geleneği, Osmanlı’da kurumsallaşarak zirveye ulaşmıştır. “Kübürge”den “tuğ”a uzanan bu tarihsel çizgi, mehterin tesadüfi değil; köklü ve derin bir birikimin ürünü olduğunu açıkça ortaya koyar.<br />
Buna rağmen mehter üzerinden yürütülen tartışmaların önemli bir kısmı, ne yazık ki tarihsel gerçeklerden ziyade ideolojik önyargılara dayanmaktadır. Bir kültürel mirası anlamaya çalışmak yerine onu küçümsemek ya da reddetmek, eleştiri değil; bilgisizliğin ve geçmişle sağlıklı bir ilişki kuramamanın yansımasıdır.<br />
Unutulmamalıdır ki Türk milletinin tarihi ne 1920’de ne de 1923’te başlar. Türk milleti köklü bir millettir. Mete Han’dan günümüze kadar kurulan her devlet bu tarihsel mirasın bir parçasıdır. Mehter de bu mirasın yaşayan unsurlarından biridir.<br />
Mehter, savaş meydanlarında askere cesaret veren, düzen sağlayan ve kolektif ruhu diri tutan bir yapıydı. Bugün ise millî törenlerde ve anmalarda yaşamaya devam eden toplumsal hafızamızın güçlü bir sembolüdür. Bu kadar açık bir tarihsel ve kültürel değeri tartışmaya açarken, en azından asgari düzeyde tarih bilinci ve saygı göstermek abartı değildir.<br />
Elbette toplum içinde farklı görüşler olacaktır. Ancak bu farklılıklar, ortak değerleri hedef almak ya da itibarsızlaştırmak üzerinden ifade edildiğinde, bu durum bir fikir ayrılığından çıkar ve toplumsal bağları zedeleyen bir tutuma dönüşür.<br />
Gerçek şu ki; bu topraklara ait hiçbir değer keyfi biçimde reddedilemez. Mehter de bu milletin ortak mirasıdır. Bundan rahatsızlık duymak ise çoğu zaman tarihsel bütünle kurulan sorunlu ilişkinin bir göstergesidir.<br />
Bu nedenle, bu vatanı sahiplenen herkes şunu açıkça kabul etmelidir: Göktürk de bizimdir, Selçuklu da, Osmanlı da… Türkiye Cumhuriyeti de bizimdir. Bu tarih bir bütündür ve bu bütünü reddetmek, aslında kendini inkâr etmektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazete61.net/ortak-hafizamiz-mehter</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 09:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazete61net.teimg.com/crop/1280x720/gazete61-net/uploads/2026/04/yeni-haber-22.png" type="image/jpeg" length="66175"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Konyaspor-Trabzonspor maçının hakemi belli oldu]]></title>
      <link>https://www.gazete61.net/konyaspor-trabzonspor-macinin-hakemi-belli-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazete61.net/konyaspor-trabzonspor-macinin-hakemi-belli-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Trendyol Süper Lig Mehmet Ali Yılmaz Sezonu'nda 31. hafta maçlarının müsabaka hakemleri belli oldu. Pazartesi günü akşam saat 20:00'da Medaş Konya Büyükşehir Stadyumu'nda oynanacak müsabakayı Halil Umut Meler yönetecek. Meler'in yardımcılıklarını Murat Tuğberk Curbay ve Osman Gökhan Bilir üstlenecek. Maçta dördüncü hakem olarak Yusuf Adnan Kendirciler görev alacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER, TRABZONSPOR</category>
      <guid>https://www.gazete61.net/konyaspor-trabzonspor-macinin-hakemi-belli-oldu</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 12:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazete61net.teimg.com/crop/1280x720/gazete61-net/uploads/2026/04/tav-insaat-yonetim-kurulu-baskani-sani-sener-fransada-gozaltina-alindi-77.png" type="image/jpeg" length="28088"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[BİR KAYIP VAKASI, KAYBOLAN DELİLLER VE HUKUKUN SINAVI]]></title>
      <link>https://www.gazete61.net/bir-kayip-vakasi-kaybolan-deliller-ve-hukukun-sinavi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazete61.net/bir-kayip-vakasi-kaybolan-deliller-ve-hukukun-sinavi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>2020 yılının Ocak ayında Gülistan Doku, Tunceli’de ortadan kayboldu. Aradan geçen yıllara rağmen akıbeti hâlâ netlik kazanmadı. Bu süreç, yalnızca bir kayıp vakası olarak değil, aynı zamanda Türkiye’de adalet mekanizmasının işleyişine dair ciddi tartışmaların odağı hâline geldi.<br />
<strong>Soruşturma ilk etapta bir “kayıp” dosyası olarak yürütüldü.</strong> Ancak ilerleyen süreçte ortaya çıkan bulgular ve tanık beyanları, olayın bir suç şüphesi kapsamında değerlendirilmesine neden oldu. Bu değişim, dosyanın seyrini önemli ölçüde etkiledi.<br />
Kritik kırılma noktalarından biri, gizli tanık ifadeleri oldu. <strong>“Şubat” </strong>kod adlı tanığın iddiaları, olayın arka planına ilişkin yeni şüpheler doğurdu. Bu beyanlara göre Gülistan Doku’nun kaybolmadan önce tehdit edildiği ve ciddi bir suçun mağduru (tecavüz sonucu hamile kaldığı ve sonrasında tabancayla vurulduğu) olabileceği öne sürüldü. Söz konusu iddialar kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.<br />
Kaybolmadan önceki günlere ilişkin aktarılan bilgiler de dikkat çekici. Gülistan’ın çevresine korktuğunu söylediği, bazı kişilerle yeniden iletişime geçtiği ve baskı altında olabileceğini dile getirdiği iddiaları, olayın tesadüfi olmayabileceği ihtimalini güçlendirdi.<br />
Dosyanın en tartışmalı başlıklarından biri delillere ilişkin iddialar oldu. Gülistan Doku’ya ait bazı hastane kayıtlarının sistemlerden silindiği, dönemin başhekiminin Sağlık Bakanlığı tarafından açığa alındığı; güvenlik kamerası görüntülerinin eksik olduğu ya da dosyaya dahil edilmediği yönündeki iddialar, soruşturmanın sağlıklı yürütülüp yürütülmediği konusunda ciddi soru işaretleri doğurdu.<br />
<strong>Teknik verilerle ilgili tartışmalar da dikkat çekti. </strong>HTS kayıtları ve mali hareketlere dair raporlarda yer alan bazı bulguların, belirli kişiler arasında olağan dışı temaslara işaret ettiği öne sürüldü. Ayrıca, bir kamu görevlisinin dijital verilere müdahale etmiş olabileceğine dair iddialar da dosyanın en hassas konularından biri hâline geldi.(Bazı kayıtların silindiği)<br />
Soruşturma kapsamında zaman içinde çeşitli adli ve idari işlemler başlatıldı. Gözaltılar, ifade alma süreçleri ve yeni delil arayışları devam ederken, dosyanın çok yönlü şekilde incelendiği görülüyor. Ancak tüm bu gelişmelere rağmen somut bir sonuca henüz ulaşılamadı.<br />
Bu noktada tarihsel bir anlatı, hukukun idealini hatırlatır. Osmanlı dönemine atfedilen bir rivayete göre, bir mimarın açtığı dava sonucunda padişahın kadı huzurunda yargılandığı anlatılır. Çoğunlukla Fatih Sultan Mehmet ile ilişkilendirilen bu hikâyede, bir haksızlık iddiası karşısında en yüksek makamın bile mahkeme önünde hesap vermesi gerektiği vurgulanır. Rivayet niteliğinde olsa da bu anlatı, hukukun güce karşı bağımsız olması gerektiğini simgeler.<br />
Gülistan Doku dosyası bugün tam da bu ilkenin sınandığı bir noktada duruyor. İddiaların odağında yer alan kişilerin konumu, kamu gücüyle olası ilişkiler ve delillere dair tartışmalar, dosyayı yalnızca bir ceza soruşturması olmaktan çıkararak bir <strong>“hukuk testi” </strong>hâline getiriyor.<br />
İddialar arasında bir eski vali ve onun çocuğunun da adının geçmesi, meseleyi daha da hassas bir noktaya taşıyor. Bu durum, makam ile adalet, güç ile sorumluluk arasındaki sınavı gözler önüne seriyor. Analtılanlar doğru ise Vali sınıfta kalmış diyebiliriz rahatça.<br />
Bir diğer önemli soru ise şu: Bu olay gerçekten yalnızca sınırlı bir çevre tarafından mı biliniyor, yoksa daha geniş bir idari farkındalık söz konusu mu? Bu sorunun yanıtı henüz net değil; ancak sürecin nereye evrileceği merak konusu olmaya devam ediyor.<br />
<strong>Bir hukuk devletinde temel ilke açıktır: </strong>Kim olduğuna bakılmaksızın herkes yasalar karşısında eşittir. Delillerin korunması, soruşturmaların bağımsız yürütülmesi ve hiçbir makamın yargı denetimi dışında kalmaması, adaletin vazgeçilmez şartlarıdır.<br />
Gülistan Doku’nun akıbeti hâlâ bilinmiyor. Eğer bir suç işlendi ise ortada henüz somut bir sonuç yok. Dosyada adı geçen kişiler hakkında ciddi iddialar bulunmasına rağmen, süreç henüz kesin bir hükme ulaşmış değil. Bu yönüyle dosya artık yalnızca bir kayıp vakası değil; adaletin, eşitliğin ve hukukun üstünlüğünün sorgulandığı sembolik bir mesele hâline gelmiş durumda.<br />
Sonuçta yanıt bekleyen soru değişmiyor:<br />
<strong>Hukuk mu üstün olacak, yoksa güç mü?</strong><br />
Zaman bu sorunun cevabını gösterecek. Hukuk işlerse toplumun vicdanı bir nebze olsun rahatlayacak; güç belirleyici olursa, aynı tartışmalar yeniden başa dönecek.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazete61.net/bir-kayip-vakasi-kaybolan-deliller-ve-hukukun-sinavi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 10:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazete61net.teimg.com/crop/1280x720/gazete61-net/uploads/2026/04/yeni-haber-16.png" type="image/jpeg" length="77798"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TALEPLER ÜZERİNDEN TÜRKİYE’Yİ OKUMAK]]></title>
      <link>https://www.gazete61.net/talepler-uzerinden-turkiyeyi-okumak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazete61.net/talepler-uzerinden-turkiyeyi-okumak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncay Bakırhan yaptığı bir konuşmada; <strong>“Kürtler kimliğinin tanınmasını, anayasal güvenceyi, ana dilinde eğitimi, yerel demokrasiyi ve eşit yurttaşlığı’’ </strong>talep ettiklerini belirterek<strong>, ‘’Kürtler devletle münazara değil, müzakere yapmak istiyor” </strong>dedi.<br />
Bu cümleler masum gibi görünse de aslında ileride derin acılar doğuracak, ayrışmanın, ayrılmanın temellerini atacak cümleler. Her cümle özellikle ve seçilerek kullanılmış. <br />
Öncelikle <strong>“kimliğin tanınması” ve “anayasal güvence”</strong> meselesini ele alalım;<br />
Türkiye’de geçmişte ciddi sorunlar yaşandığı inkâr edilemez. Ancak bugünün Türkiye’sinde bunu söylemek hem anlamsız hem de vicdanlara sığmaz.<br />
Kimliklerin ifadesi anlamında hiçbir sıkıntı yok. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkes eşit haklara sahip.<strong> Kürt’te, Laz’da, Çerkez’de, Türk’de aynı haklara sahip</strong>. Batı demokrasilerinde olmayan haklara sahip. <br />
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, anayasal olarak tüm bireylere eşit haklar tanıyor. Seçme ve seçilme hakkından kamu görevine girişe, eğitimden sağlığa kadar temel alanlarda bir ayrım yapılmıyor. Nitekim farklı kökenlerden gelen bireylerin devletin en üst makamlarına kadar yükselebildiği bir gerçek.<br />
Ana dilde eğitim meselesi ise duygusal yönü güçlü ama çözümü teknik ve stratejik bir konu. Eğitim politikalarının temel amacı gençleri ülkesi ve milletine faydalı bireyler olarak yetiştirmek, onları dünyaya hazırlamak olmalı. <br />
Bu noktada mesele, sadece hangi dilde eğitim verileceği değil; o eğitimin bireyi ne kadar ileri taşıdığıdır. Türkiye’nin ihtiyacı, gençleri içine kapatan değil, dünyaya açan bir eğitim vizyonudur.<br />
Ancak Türkiye’de bu başlık, teknik bir eğitim tartışmasından çok daha fazlasını ifade ediyor.<br />
<strong>Eleştirilerin temelinde şu kaygı yatıyor: Eğitim dili üzerinden oluşacak ayrışma, zamanla toplumsal bütünlüğü zedeler mi?</strong><br />
Burada ki niyet toplumsal ayrışmanın temellerini atarak üniter yapıyı zayıflatmak.<br />
Kürtler bu ülkenin asli unsuru. Yani azınlık değil. Dolayısıyla anadilde eğitim masum bir istek değil. Aynı dili konuşamayan insanlar aynı idealde buluşamaz. Aynı idealde buluşamayan insanlar ise bir arada yaşayamaz. <br />
Bu yüzden konu, sadece “öğrenci hangi dilde daha iyi öğrenir?” sorusunun ötesine geçerek, doğrudan devletin yapısına dair bir tartışmaya dönüşüyor.<br />
<strong>“Eşit yurttaşlık” </strong>vurgusu da dikkat çekici. Hangi Kürt bu ülkeden Türk’ten daha az hak kullanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Türklerin sahip olup da Kürtlerin sahip olamadığı haklar nelerdir?</strong> Bu safsata söylemler Kürt ile Türk’ü kutuplaştırmaktan başka ne anlam ifade ediyor. <br />
Eşitlik, sadece söylemle değil, karşılıklı entegrasyon ve ortak üretimle inşa edilir. Artık kafanızı kuma gömmekten vazgeçin.<br />
Ve belki de en kritik ifade: “Münazara değil müzakere.” Bu cümle, ilk bakışta uzlaşmacı bir yaklaşım gibi görünse de, arka planı sorgulanmadan değerlendirilemez. <br />
Şunu sormadan geçemiyorum; <strong>Türkiye’de bir savaş, bir asimilasyon yada kültürel baskı mı var da böyle saçma bir cümle kuruyorsunuz? </strong>Sürekli çatışma diliyle bir sonuca varılmaz. <br />
Eleştirel bir yerden bakıldığında, bu tür açıklamaların önemli bir kısmının, çözüm üretmekten çok mevcut fay hatlarını canlı tutma riski taşıdığı görülüyor. Çünkü sürekli aynı başlıkları, aynı tonla dile getirmek, toplumda karşılık üretmekten ziyade kutuplaşmayı besliyor.<br />
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey ise açık: Daha fazla slogan değil, daha fazla gerçeklik. Daha fazla gerilim değil, daha fazla güven. Ve en önemlisi, geçmişin diliyle değil, geleceğin aklıyla konuşabilmek.<br />
Aksi halde, tartıştığımız şeyler değişse bile, tartışma biçimimiz hiç değişmeyecek. Çünkü insanlar artık söylenene değil, söylenmeyene odaklanıyor.<br />
Şehit ve gazi ailelerinin hassasiyeti... Bu tartışmanın belki de en ağır yükünü taşıyan kesim, terörle mücadelede bedel ödemiş şehit ve gazi aileleri. Onlar için bu mesele akademik ya da siyasi bir başlık değil; doğrudan hayatlarının gerçeği. Bu yüzden onların zihnindeki soru çok daha net ve sert: <strong>“Bunca fedakârlık ne içindi?”</strong><br />
Bu soruya verilecek cevap, herhangi bir siyasi söylemle geçiştirilemez. Çünkü bu meselede atılacak her adım, onların yaşadığı kaybın anlamıyla doğrudan ilişkilidir.<br />
Devletin ve siyasetin burada taşıdığı sorumluluk açık:<br />
Atılacak her adım, ülkenin birliğini korurken, bu fedakârlıkları değersizleştirmeyecek bir denge üzerine kurulmalıdır.<br />
<strong>Son söz: Açıklık olmadan güven olmaz</strong><br />
Türkiye’nin bu tür tartışmalarda en çok ihtiyaç duyduğu şey, dolaylı ifadeler değil, açık ve net bir dildir.<br />
Ne istendiği açıkça ifade edilmeden, neye karşı çıkıldığı sağlıklı biçimde tartışılamaz.<br />
Çünkü belirsizlik, en çok korkuyu büyütür.<br />
Korku ise yerini hızla kutuplaşmaya bırakır.</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazete61.net/talepler-uzerinden-turkiyeyi-okumak</guid>
      <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 10:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazete61net.teimg.com/crop/1280x720/gazete61-net/images/haberler/2026/03/talepler_uzerinden_turkiyeyi_okumak_h48898_cb617.png" type="image/jpeg" length="95159"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ERZURUM'DA TRABZON TAKIMINA ÇİRKİN SALDIRI!]]></title>
      <link>https://www.gazete61.net/erzurumda-trabzon-takimina-cirkin-saldiri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazete61.net/erzurumda-trabzon-takimina-cirkin-saldiri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:16px">Bölgesel Amatör Lig 3. Grup'ta mücadele eden Ortahisar Futbol Kulübü bugün deplasmanda Erzurum BŞB ile karşılaştı. Ligde kalmak için mücadele veren Ortahisar FK, Erzurum deplasmanında sahadan 1-0 mağlup ayrıldı. 90 dakikası gergin geçen müsbakada hakemin bitiş düdüğünün ardından Erzurum BŞB'nin bazı futbocular, Ortahisar FK futbolcularına fiziki saldırıda bulundu. Saldırıya müdahale eden polis ekiplerinin olayları yatıştırmakta zorlandığı görüldü. Özellikle Erzurum BŞB'de bazı futbolcuların müsaba boyunca oyunu çirkinleştirmeye çalıştığı ve Ortahisar FK futbolcularına küfürler ettiği ileri sürüldü.Play-Off iddiasını sürdürmek isteyen Erzurum BŞB bu hafta Arsin deplasmanına çıkacak. Ortahisar F.K. ise kendi sahasında Erzincangünü'nü ağırlayacak.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-size:16px"><strong>BAŞKAN GEDİKLİ ÇAĞRI YAPTI</strong></span></p>

<p><span style="font-size:16px">Müsabaka sonrasında açıklama yapan Ortahisar FK Başkanı Miraç Gedikli, kendilerinin gösterdiği misafirperverliğe rakiplerinin kendilerine göstermekte zorlandığını söyledi. Başkan Gedikli, "Maalesef sporun ruhu her geçen gün kirleniyor. Sahada ve tribünde bir çok isim bu kirliliği körüklüyor ve bundan yarar sağlıyor. Bizler sporun kardeşlik ve dostluk içerisinde geçmesi için çaba harcayan futbolseverleriz. Takımızın oynadığı futbol ve aldığı galibiyetleri kabul edemeyenler maalesef kazanmak için her yolu deniyor. Bu da biz sporseverleri üzüyor. Türkiye Futbol Federasyonu alt liglerde yaşananları görmeli sert tedbirler almalı ve gerekirse ağır yaptırımlar uygulamalı.Bugün Erzurum'da gördük ki, fiziki şartları dahi uygun olmayan bir sahada futbol oynamak için mücadele verdik. Futbolcular taraftarların içerisinde geçerek sahaya çıkıyor. Sonrası herkesce malum. Kazanma şansınız yok. Polis olayları bastırmakta zorlanıyor. Futbolcu kendisi gibi ekmeği için ter döken bir başka futbolcuya saldırıyor. Nerde kaldı, 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun. Kim suç işliyorsa en ağır cezayı almalı. Biz özellikle Erzurumspor'da futbol oynayan iki futbolcu için gerekli yasal işlemleri başlatacağız" diye konuştu. Başkan Gedikli, müsabaka sonrasından hekemin çirkinliğe müsada ettiği yönündeki serzenişlerimize futbolun tarzına yakışmayacak kabadayı bir tarzla, "Git kime şikayet edersen et. Selamda söyle' şeklinde bir cevapla karşılaşmalarının kendilerini üzdüğünü söyledi.Gedikli, Trabzon ASKF Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Kurt'un da kendilerinin yanında olması ve haksızlığa karşı mücadele edilmesi için çağrıda bulundu. </span></p>

<p><span style="font-size:16px">Play-Off iddiasını sürdürmek isteyen Erzurumspor bu hafta Arsin deplasmanına çıkacak. Ortahisar F.K. ise kendi sahasında Erzincangünü'nü ağırlayacak.</span></p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazete61.net/erzurumda-trabzon-takimina-cirkin-saldiri</guid>
      <pubDate>Sun, 29 Mar 2026 16:12:49 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazete61net.teimg.com/crop/1280x720/gazete61-net/images/haberler/2026/03/erzurum_da_trabzon_takimina_cirkin_saldiri_h48896_dd2a9.png" type="image/jpeg" length="22086"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kubilay Kaan aslında kimin kurbanı? Bahis parasından çıkan çakarlı katilin portresi]]></title>
      <link>https://www.gazete61.net/kubilay-kaan-aslinda-kimin-kurbani-bahis-parasindan-cikan-cakarli-katilin-portresi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazete61.net/kubilay-kaan-aslinda-kimin-kurbani-bahis-parasindan-cikan-cakarli-katilin-portresi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>‘Bahis parasından çıkan çakarlı katil…’</p>

<p>Armatör babanın şımarık oğlu; rapçi ile paylaşamadığı yeni nesil ünlü bir popçu... Lüks, şatafat ve güç gösterisi arasında işlenen bir cinayet. Futbolcu Kubilay Kaan Kundakçı'nın kurbanı olduğu bu cinayet vakası; basit bir zengin babanın haylaz oğlu cinayeti değil. Bu bahis karanlığının, kara paranın zehiriyle işlenen bir cinayet. Mahkemelerin kayıtları, soruşturma tutanakları Kaan Kundakçı'yı katleden bu zehirin asıl sahiplerinin kim olduğunu anlatıyor. Habertürk TV Haber Koordinatörü Zülfikar Ali Aydın yazdı.</p>

<p>Daha 28 yaşında... Liseyi İsviçre’de, üniversiteyi Londra’da okudu. Daha doğrusu okuyamadı. Londra’dan sonra adı sıkça sahte ve parayla diploma verdiği iddia edilen şüpheli üniversitelerle gündeme gelen Makedonya’da bir üniversiteye "yatay geçiş" yaptı.</p>

<p>Baba parasıyla ülke ülke gezdi. Bu arada da; Makedonya’da Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Sonra Türkiye’ye döndü, sonra birden yüksek cirosu olan denizcilik şirketine 600 bin lira maaşla yönetici oldu. Normal şartlarda bir insanın belki de 10 yılda çalışarak elde edilemeyecek maaş ve iş pozisyonunu paraşütle tepeden inme elde etmişti. Evet doğru tahmin ettiniz! Şirket de babasına aitti. Sorduklarında "İşletmeciyim" diyordu.</p>

<p>Doğuştan piyango vurmuş bu çocuk; okul dönüşü zirveden başladığı yöneticilik hayatında babası ona şoförlü bir lüks araç da tahsis etmişti. 3-4 yıllık kısa iş hayatında milyonluk maaşlar alsa bile satın alamayacağı; Fiyatı 200 milyon ile 360 milyon arasında değişen Kandilli konaklarında tek başına yaşıyordu. Oğlunu 3 farklı ülkede okutan babası O’na yaşaması için bir üst sokakta oturduğu Kandilli evlerini seçmişti.</p>

<p><img alt="" src="https://im.haberturk.com/2026/03/26/3872411_b3b577a8b992d0600cecd65c4f6561fd.jpg" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Daha 28 yaşındaydı ama belinde taşıma ruhsatlı Glock marka silahla geziyordu. Sadece taşıma ruhsatlı silah mı? Bir de tıpkı babasının sahip olduğu gibi çakarlı aracı vardı.Bu aracı nasıl aldığı; kimlerin aracına çakar takması için aracı olduğu meçhuldü. Tıpkı kendi hikayesi gibi meçhule giden bir şatafat içinde yaşayıp gidiyordu.Yazdıklarım armatör babanın haylaz oğlu Alaattin Kadayıfçıoğlu’nun sahte ve bir o kadar da yalanlarla dolu olan ama buz gibi gerçek hikayesini anlatıyor...Neden ibretlik? Çünkü haylaz oğlan Alaattin bu kısa hikayenin sonunda cinayetten tutuklandı.Alaattin Kadayıfçıoğlu; Kubilay Kaan Kundakçı’yı öldürmekten tutuklandı ve şimdi cezaevinde… Cinayetin sebebine dair tartışmaları günlerdir okuyorsunuz…</p>

<p><img alt="" src="https://im.haberturk.com/2026/03/26/3872411_0d225bc5c997feb029bad661f258a5c3.jpg" /></p>

<p>Amatör bir futbolcunun kurşunlanarak öldüğü bu hikayede, Alaattin Kadayıfçıoğlu’nun sevgilisi ve onun rapçi eski sevgilisi, rapçinin futbolcu arkadaşı, zengin bir baba, tutuklanan aile dostu, kirvesi eski ünlü arabeskçi var: İzzet Yıldızhan…</p>

<p>Teferruatına girmeye gerek yok ama Alaattin Kadayıfçıoğlu’nun karakolda verdiği ifade bile her şeyi kolayca elde etmeye alışmış bir şımarık çocuğun yalanlarla dolu hayatını çok güzel anlatıyor. Neden? Çünkü Alaattin Kadayıfçıoğlu, Asayiş Şube Müdürlüğü’nde avukat huzurunda imza attığı ifadenin daha mürekkebi kurumadan yalan söylediği ortaya çıktı. Cinayet anı sorulan Alaattin Kadayıfçıoğlu, "Aleyna ile olay yerine gittiğimizde araçta oturuyorlardı. Yaklaşıp aracın camını elimdeki yüzükle tıklattım. Aracın kapısıyla bana vurdu. Sonra boğuşurken bana vurmaya çalıştı. Silah olmayan elimle istemsizce engellemeye çalıştım. Boğuşma esnasında silah patladı" demişti.</p>

<p>Bu ifadeden saatler sonra ortaya çıkan kamera görüntüleri net bir şekilde söylediklerinin neredeyse tümünü yalanlıyordu. Doğrudan silah çekerek araca giden; kapıyı tıklatmadan açıp, araç içine eğilerek silahını ateşleyen kişi Alaattin Kadayıfçıoğlu’ydu.</p>

<p><img alt=".png" src="https://im.haberturk.com/2026/03/26/3872411_75fdf8caacd4918a463c7f149729736f.png" /></p>

<p>OĞLU BAŞKA TUTANAKLAR BAŞKA KONUŞTU</p>

<p>Hayatını kaybeden Kubilay’ın ailesinde yarattığı acı sonuçları kestirmek elbette mümkün değil; ama Kubilay’ın annesi, daha çocuğunun yeni mezara koymuşken mezarının başında kameralara, "Şikayetimden vazgeçersem bana ev alacaklarını söylemişler" dedi.</p>

<p>Her yönüyle pervasız bu cinayetin aslında neden olduğunu anlamak için şımarık, zengin haylaz oğula değil, “Armatörüm” diyen babası Bilal Kadayıfçıoğlu’na bakmak gerek…</p>

<p>O’nun da ifadesi alındı. Serbest bırakıldı… Oğlu babasını polisteki ifadesinde anlatırken; "Türkiye’nin en önemli iş insanlarından… Devlet tarafından verilen polis koruması var” diye anlattı.</p>

<p><img alt="" src="https://im.haberturk.com/2026/03/26/3872411_590766796b6e3c67835b69d23cdf668f.jpg" /></p>

<p>ARMATÖR BABA İÇİN BAHİS BARONU DİYEN TUTANAKLAR</p>

<p>Peki Bilal Kadayıfçıoğlu kim? Hakkındaki mahkeme kayıtlarına, soruşturma dosyasındaki tutanaklara bakınca sade bir armatör olmadığını anlıyorsunuz. Yani oğlunun çizdiği tablo değişiyor. Baba Kadayıfçıoğlu hakkındaki iddialar; vahim. Güç ve şatafat içinde yaşayan bir evladın nasıl bir katil zanlısına dönüştüğü konusunda; arka plan bilgisi veren tutanakların tamamı yasa dışı bahis, kara para aklama suçlarıyla ilgili…</p>

<p><img alt="" src="https://im.haberturk.com/2026/03/26/3872411_409a80c6caf80e53cfc56da14cd9612a.jpg" /></p>

<p>Üstelik Bilal Kadayıfçıoğlu ile ilgili birçok gizli tanık ifadesi var. Mahkeme kayıtlarına geçen ifadeler ve ilişkiler, kendisinin bir armatörden çok yasa dışı bahis parası aklayan ve bunun için de çok sayıda şirket kurmuş bir bahis baronu olduğunu söylüyor.</p>

<p>Dahası var. Bilal Kadayıfçıoğlu, sadece herkesin erişebildiği yasa dışı bahis siteleri değil, kapalı devre çalışan kasa sistemleri üzerine kurulu “VIP kaçak bahis” sistemlerinin de parçası olarak anılıyor.</p>

<p>Şunu hatırlatmakta yarar var. Türkiye'de, yıllık 100 milyar dolarlık bir bahis sistemi olduğu iddia ediliyor. Resmi devlet kurumları da bu miktarın biraz altında olduğunu tahmin ediyorlar. Ancak net bir rakam yok. Ama bu bahis sitelerini yönetenler, savcılık dosyalarına yansıyan bilgiler; Türkiye’de 40 milyon bahis kullanıcısı olduğunu söylüyor.</p>

<p>Kaçak bahis sitesi işletenler aktif olarak bahis oynayan 30 milyon kişi olduğunu söylüyor. Yaklaşık 40 milyon insanın kişisel bilgileriyle kaydoldukları bu sitelerin verilerinin hangi ülkelerin eline geçtiği de ayrı bir muamma… Çünkü yasal olmayan bahis sitelerinin çoğunun Türkiye ile arası pek de iyi olmayan ülkelerde, bilinçli olarak konuşlandırılıyor.</p>

<p><img alt="" src="https://im.haberturk.com/2026/03/26/3872411_a8cee5c47de5bee042e5eb7d3e3aecd8.jpg" /></p>

<p>FALYALI’DAN KADAYIFÇIOĞLU’NA</p>

<p>İşte bu tarz sitelerin büyük bahis baronları tarafından Kıbrıs, Malta, Gürcistan benzeri birçok ülkeden yönetildiğini, kontrol panellerinin de başka ülkelerde olduğunu herkes artık biliyor. Bu sistemi dünya üzerinde kuran büyüten 10 isimden biri Halil Falyalı’ydı; o da bahis rantı paylaşımında profesyonel bir cinayete kurban gitti.</p>

<p>Dönelim Bilal Kadayıfçıoğlu’na… Bilal Kadayıfçıoğlu, Halil Falyalı’nın kurduğu sistemin tam da göbeğindeki isim... Bakın bir gizli tanık, 2022 yılında ifade verirken Halil Falyalı ve Bilal kadayıfçıoğlu’nu nasıl anlatıyor:</p>

<p>“Yasa dışı bahis sektöründe site sahibi olarak en çok pay alan kişilerin başında ise KKTC'de mafya olarak bilinen Halil Falyalı'dır. Halil Falyalı'nın şu an Türkiye'de 50 civarı yasa dışı bahis sitesi bulunup günlük bu sitelerin toplam miktarı 40 milyon Türk Lirası'dır. Tüm parası Bilal Kadayıfçıoğlu tarafından kontrol edilmektedir.”</p>

<p>Bilal Kadayıfçıoğlu bahis baronlarının Türkiye’de elde ettiği parayı bazı döviz büroları ve şirketleri üzerinden de akladığı iddiası olan bir isim.</p>

<p>FALYALI’NIN OTELİ VE BAHİSÇİ ARMATÖR BARONUN SİSTEMİ</p>

<p>Merak edenler; Halil Falyalı’nın bahis ve kumar dünyasının ünlü merkezi olan Kıbrıs’taki otelinden çıktıktan sonra uzun namlulu silahlarla nasıl öldürüldüğüne dair ayrıntılı bilgilere bakabilir. Bilal Kadayıfçıoğlu işte o oteldeki kumar parasını da yasal sisteme sokmakla itham ediliyor. Bunun nedeni de kurduğu şirketler… O şirketler arasında cinayete karışan oğlunun yöneticisi olduğu denizcilik, inşaat, enerji ve petrol şirketleri var.</p>

<p>Bir başka gizli tanık, 7 Nisan 2022 tarihinde İstanbul’daki soruşturmada Bilal Kadayıfçıoğlu’nun yasa dışı bahis sistemindeki rolünü şu sözlerle anlatıyor: “Halil Falyalı'nın öldürülmesini fırsat bilen Türkiye'deki saha ekiplerinin müdürü Cemil Önal bahisden elde edilen Halil Falyalı'ya ait yüksek miktarda parayı alarak kaçmıştır. (Önal daha sonra Hollanda’da öldürüldü) Cemil Önal, Türkiye'de Halil Falyalı'ya ait sitelerin saha çalışanlarını kontrol eder ve biriken paraları aklanması için Bilal Kadayıfçoğlu'na iletirdi. Falyalı grubunun önemli yöneticilerinden birisi olan Bilal Kadayıfçıoğlu, Türkiye'deki saha ekipleri ve hesaplarda biriken paraları kendisine ait çok sayıdaki şirketler üzerinden akladığı bilinmektedir. Ayrıca yasa dışı bahisten elde edilen paraların aklanarak Kapalıçarşı’daki dövizciler üzerinden KKTC'ye altın ve nakit gönderilmesini sağlar.”</p>

<p>ZEHİRLİ SARMAŞIK</p>

<p>Alaattin Kadayıfçıoğlu’nun, çakarlı milyonluk arabalar, sınırsız harcama limitleri, lüks ve güç gösterileri arasında Glock marka ruhsatlı silahla işlediği cinayetin tutanakları aslında ne olduğu konusunda çok şey anlatıyor.Soracak çok soru var ama sizce cinayetin asıl faili kim? Asıl failin savcıların soruşturmasına konu olan kara para sistemi olduğunu hepimiz biliyoruz.Cumhuriyet savcılarının kırdığı bu sisteme ait zincirin başka halkaları da var. Bu sistemin bahis ve sentetik uyuşturucu üzerinden zehirli bir sarmaşık gibi her yere sızdığını biliyoruz.Devletin resmi kayıtları, savcıların gece gündüz demeden yürüttüğü soruşturmalar kara paracıların yargıya, siyasete, emniyete, medyaya, bürokrasiye sızan zehirli sarmaşık sistemini açıkça anlatıyor.</p>

<p>Asgari ücretle çalışan milyonlarca gencin kolay para peşinde Kadayıfçıoğlu gibilerin sistemine para taşıdığını biliyoruz…Hızla zenginleşen, zenginleşirken; pervasızlaşan, pervasızlaşınca da Kubilay Kaan’ın canını alan bir sistem bu. Bu sistem milyonlarca insanın parasını, Kubilay Kaan’ın da canını alıyor.Milyar dolarlık suç gelirleriyle çakarlı arabalara binip, yargıyı, bürokrasiyi, ekonomiyi zehirlemeye çalışan bu suç şebekelerinin ve uzantılarının önünün alınması artık daha elzem hale geldi Türkiye ve hepimiz için...</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazete61.net/kubilay-kaan-aslinda-kimin-kurbani-bahis-parasindan-cikan-cakarli-katilin-portresi</guid>
      <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 15:18:56 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazete61net.teimg.com/crop/1280x720/gazete61-net/images/haberler/2026/03/777_92aac.png" type="image/jpeg" length="37970"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[FÜZENİN GÖLGESİNDE SOĞUKKANLI KALABİLMEK]]></title>
      <link>https://www.gazete61.net/fuzenin-golgesinde-sogukkanli-kalabilmek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazete61.net/fuzenin-golgesinde-sogukkanli-kalabilmek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ortadoğu’da gerilim hız kesmeden devam ediyor. Türkiye’ye İran üzerinden atıldığı iddia edilen üçüncü bir füze saldırısının gerçekleştiği belirtiliyor.<br />
Ancak hem İran devletinin yöneticileri hem de Devrim Muhafızları bu iddiaları kesin bir dille reddediyor. Buna karşılık Türkiye Cumhuriyeti’nin yetkili makamları ise füzenin Tahran yakınlarından atıldığını öne sürüyor.<br />
<strong>Ortada inkâr edilemeyecek bir gerçek var:</strong><br />
Ülkemize yönelmiş ve hava savunma sistemleri tarafından etkisiz hâle getirilmiş bir füze var. Ve bu füze bir yerlerden geldi.<br />
Benim açımdan asıl önemli olan mesele ise füzenin nereden geldiği değil, bu saldırının kimin çıkarına hizmet ettiği sorusudur.<br />
Uluslararası siyasetin doğası gereği, her olay yalnızca görünen yüzüyle değerlendirilmez. Tarih bize defalarca göstermiştir ki büyük güçlerin yürüttüğü jeopolitik mücadelelerde yalnızca devletler değil; devlet içindeki unsurlar, vekil aktörler ve gizli ağlar da devreye sokulabilir.<br />
Bu noktada şu soruyu sormak da akıl dışı değildir:<br />
<strong>Acaba İran içinde Batı ile bağlantılı, devlet yapısı dışında hareket eden Fetövari bir yapılanma bulunamaz mı? </strong>Böyle bir yapı ABD ve İsrail çıkarları doğrultusunda Türkiye ile İran arasında bir gerilim oluşturmak isteyebilir mi?<br />
Benzer yöntemlerin geçmişte kullanıldığı biliniyor. 2003 sonrası Irak’ta yaşanan süreçte bazı milis yapılar ve siyasi ağlar, büyük güçlerin bölgesel hesaplarında araç hâline gelmişti. Özellikle Şii eksenli Bedir örgütü ve Kesnizani tarikatı gibi yapıların ABD ile ilişkileri uzun süre tartışılmıştır.<br />
Bu nedenle bugün yaşanan olaylara bakarken yalnızca görünen tabloyla yetinmek yeterli olmayabilir.<br />
Ortadoğu’nun jeopolitiği düşünüldüğünde bu tür provokasyon ihtimallerinin neden önemli olduğu daha iyi anlaşılır. İran’ın geniş coğrafyası, nüfusu ve askeri kapasitesi göz önüne alındığında bu ülkeye doğrudan bir kara harekâtı gerçekleştirmek son derece zor bir senaryodur.<br />
<strong>Olası bir kara harekâtı teorik olarak iki bölgeden gerçekleştirilebilir: </strong>Türkiye ve Azerbaycan. Her iki ülkeye yönelik füze saldırıları, böyle bir senaryonun zeminini hazırlamaya yönelik bir gerilim hattı oluşturma girişimi olabilir mi? Üstelik İran’ın kuzeyinde güçlü bir Azeri Türkü nüfusunun varlığı da dikkate alındığında, böyle bir operasyonun halk desteğiyle meşrulaştırılmaya çalışılması ihtimali tamamen göz ardı edilebilir mi?<br />
Son yıllarda başta ABD ve İsrail olmak üzere Batılı ülkelerin yaşadığı ekonomik, sosyal ve askeri yıpranma da böyle bir operasyonun maliyetini daha da yükseltmektedir.<br />
Bu durumda bazı stratejistler için alternatif yöntemlerin gündeme gelmesi şaşırtıcı değildir. Bölgesel gerilimler oluşturmak, komşu ülkeleri çatışma denklemine dahil etmek ve yeni cepheler açmak tarih boyunca kullanılan stratejiler arasında yer almıştır.<br />
Türkiye ve Azerbaycan tam da bu noktada kritik bir konumdadır. Coğrafi konumu, askeri gücü ve bölgesel etkisi nedeniyle Türkiye’nin herhangi bir çatışmaya dahil olması, Ortadoğu’daki güç dengelerini kökten değiştirebilecek bir gelişme olur.<br />
<strong>Bu nedenle Türkiye’nin en büyük gücü yalnızca askeri kapasitesi değildir. Asıl güç, devlet aklıdır.</strong><br />
Böyle dönemlerde yapılması gereken şey hamaset değil, soğukkanlılıktır. Uhulet ve suhuletle hareket etmek, provokasyon ihtimallerini dikkatle analiz etmek ve her ihtimali değerlendirmek gerekir.<br />
Türkiye ne olası emperyal oyunların parçası olmalı, ne de güvenlik tehditlerini görmezden gelmelidir. Akılcı politika tam da bu iki çizgi arasında kurulmalıdır.<br />
Ortadoğu’nun tarihi bize şunu defalarca göstermiştir:<br />
Büyük oyunlar çoğu zaman küçük kıvılcımlarla başlar.<br />
Bu nedenle Türkiye için en doğru yol; duygularla değil stratejik akılla, devlet aklıyla hareket etmektir.<br />
Çünkü bazen bir füzenin gerçek hedefi, düştüğü yerden çok daha farklı olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazete61.net/fuzenin-golgesinde-sogukkanli-kalabilmek</guid>
      <pubDate>Mon, 16 Mar 2026 09:13:56 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazete61net.teimg.com/crop/1280x720/gazete61-net/images/haberler/2026/03/fuzenin_golgesinde_sogukkanli_kalabilmek_h48467_b8937.jpeg" type="image/jpeg" length="36085"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Dava Adamı Mustafa Bıyık"]]></title>
      <link>https://www.gazete61.net/dava-adami-mustafa-biyik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazete61.net/dava-adami-mustafa-biyik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Trabzon’un Yomra ilçesinde görev yapan Yomra Belediye Başkanı Mustafa Bıyık, Haber Trabzon mikrofonlarına yaptığı açıklamalarla dikkat çekti. Son dönemde<strong> “evi olmayan belediye başkanı” </strong>olarak gündeme gelen Bıyık, siyasette maddi kazanç elde edilmemesi gerektiğini vurguladı. Uzun süredir kirada oturduğunu belirten Bıyık, bugüne kadar ne Yomra Belediyesi’nde ne de Trabzon siyasetinde herhangi bir ticari ilişkiye girmediğini söyledi. Sadece maaşıyla geçindiğini ifade eden Bıyık, siyasetin zenginleşme aracı haline getirilmemesi gerektiğini dile getirdi.<strong>Türkiye’de siyaset denildiğinde insanların zihninde çoğu zaman umut değil, kuşku beliriyor.</strong> Çünkü bu ülkede siyaset, uzun yıllardır milletin derdiyle dertlenme alanı olmaktan çok, kimi çevreler için güç devşirme, nüfuz biriktirme ve servet büyütme aracına dönüştürüldü.<strong> Makamlar hizmet için değil, çıkar için istendi. </strong>Koltuklar emanet değil, ganimet gibi görüldü. İşte tam da böyle bir atmosferde, Yomra Belediye Başkanı Mustafa Bıyık’ın yaptığı açıklama sıradan bir cümle değil; doğrudan doğruya ahlaki bir meydan okumadır: “Siyasetçi zenginleşmeyecek.”</p>

<p><strong>Bu söz, bugünün Türkiye’sinde öyle kolay söylenebilecek bir söz değildir. </strong>Çünkü herkesin sustuğu, herkesin görmezden geldiği, herkesin alıştığı kirli bir düzene karşı söylenmiştir. Bu söz, siyaseti bir yatırım aracı gibi görenlere karşı söylenmiştir. Bu söz, makamı şahsi servete tahvil eden anlayışa karşı söylenmiştir. Bu söz, belediye koltuğuna oturunca halktan biri olmaktan çıkıp küçük bir iktidar odağına dönüşen zihniyete karşı söylenmiştir.<strong> Mustafa Bıyık’ın farkı da tam burada ortaya çıkmaktadır.</strong></p>

<p>İki dönemdir belediye başkanlığı yapıyor ve hâlâ kirada oturuyor. Türkiye şartlarında bu başlı başına bir haber değeri taşıyor. Aslında normal olan budur. Aslında olması gereken tam da budur. Ama öyle bir çürüme yaşanmıştır ki, görevde olup da servetine servet katmayan siyasetçi artık istisna gibi görülmektedir. İşini düzgün yapan, ihaleyi yandaşa peşkeş çekmeyen, imar rantını kişisel zenginliğe çevirmeyen, belediyeyi aile şirketine dönüştürmeyen biri çıktığında insanlar dönüp tekrar bakıyor. <strong>Çünkü dürüstlük sıradan olmaktan çıkarıldı; neredeyse olağanüstü bir meziyet gibi gösterilir hale geldi.</strong> Bu bile memleketin ne kadar ağır bir ahlaki aşınma yaşadığını göstermeye yeter.</p>

<p><strong>Mustafa Bıyık’ın kıymeti tam da bu yüzden büyüktür.</strong> Çünkü o, siyasetçinin nasıl yaşaması gerektiğini sözle değil hayat tarzıyla göstermektedir. <strong>“Ben ticarete girmedim, sadece maaşımla geçindim”</strong> demek, bugünün siyasi ikliminde yalnızca bir kişisel beyan değildir; aynı zamanda bir karakter testidir. Bu ülkede pek çok kişi makamı görünce değişir. Dün sade yaşayan adam, koltuğa oturunca çevresini değiştirmeye, ilişkilerini değiştirmeye, hayat standardını yükseltmeye başlar. Bir süre sonra halktan biri olmaktan çıkar, halkın sırtına yük olan bir yapının parçasına dönüşür. Mustafa Bıyık ise bu yozlaşmış yolda yürümemiştir. Asıl mesele de budur.</p>

<p><strong>“Dava adamı” </strong>lafı Türkiye’de çok tüketildi. O kadar hoyratça kullanıldı ki anlamı neredeyse boşaltıldı. Bir dönem bu ifade, samimiyetin ve fedakârlığın adıydı; sonra sloganların, propaganda metinlerinin ve çıkar hesaplarının içine gömüldü. <strong>Kimi insanlar “dava” dedi ama servet büyüttü. Kimi insanlar “millet” dedi ama milletin hakkını yedi. Kimi insanlar “hizmet” dedi ama kendine ve çevresine alan açtı. Kimi insanlar inancı, ahlakı, adaleti dillerinden düşürmedi ama parayı, gücü ve ayrıcalığı kutsadı. </strong>İşte böyle bir zeminde Mustafa Bıyık’a “dava adamı” demek, içi boş bir övgü değildir. Aksine, bu kavramı yeniden ait olduğu yere yerleştirmektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çünkü gerçek dava adamı, nutuk atan değil bedel ödeyendir. Gerçek dava adamı, makamı sömüren değil makamın hakkını verendir. Gerçek dava adamı, siyaseti şahsi servete giden kestirme yol gibi görmeyendir. Gerçek dava adamı, saldırıya uğradığında mağduriyetini pazarlamayan; görevdeyken de dürüstlüğünü reklama çevirmeyendir. Gerçek dava adamı, kalabalıkların alkışına göre eğilip bükülen değil, ilkesini şartlara göre değiştirmeyendir. Mustafa Bıyık’ın durduğu yer tam da burasıdır.</p>

<p><strong>Onun bu tavrı, sadece Yomra için değil, Trabzon için de önemlidir.</strong> Çünkü Karadeniz insanı lafa değil tavra bakar. Kim ne dediğinden çok, nasıl yaşadığıyla tartılır. Eğer bir belediye başkanı yıllardır görev yapmasına rağmen hâlâ sade bir hayat sürüyor, ticari ilişkilerden uzak duruyor ve zenginleşmeyi siyasetin doğal sonucu gibi görmüyorsa, bu halkın önüne güçlü bir örnek koyuyor demektir. Bu örnek, gençlere de çok şey söyler: Demek ki temiz kalmak mümkündür. <strong>Demek ki siyasetin içinde olup kirlenmemek mümkündür.</strong> Demek ki koltuğa oturmakla vicdanını satmak aynı şey değildir.</p>

<p><strong>Bugün Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri ekonomik kriz kadar ahlaki krizdir.</strong> İnsanlar artık sadece geçim derdi yaşamıyor; kimin doğru, kimin sahte, kimin samimi, kimin fırsatçı olduğunu da ayırt etmeye çalışıyor. Toplum, sözden çok karakter arıyor. Bu nedenle Mustafa Bıyık gibi isimler sadece belediye başkanı olarak değil, siyasi ahlakın yaşayan örneği olarak da öne çıkıyor. Çünkü memleketin asıl ihtiyacı, çok konuşan siyasetçiler değil; eli temiz, dili ölçülü, vicdanı sağlam yöneticilerdir.</p>

<p>Mustafa Bıyık’ın verdiği mesaj nettir: Siyaset, zenginleşme kapısı değildir. Makam, servet üretme aracı değildir. Belediye başkanlığı, imar rantının üstüne oturup kendini ihya etme fırsatı değildir. Kamu görevi, kişisel hayatı lüksle donatma bileti değildir. Bunları açıkça söylemek önemlidir; ama bunları yaşayarak göstermek çok daha önemlidir. İşte bu yüzden Mustafa Bıyık’ın sözleri dikkat çekmiş, yaşama biçimi ise saygı uyandırmıştır.</p>

<p>Bu ülkede dürüst siyasetçiye hasret kalmış geniş kitleler var. Kendisine değil halka çalışan, yakın çevresine değil kente hizmet eden, cebini değil vicdanını büyüten yöneticiler görmek istiyor insanlar. Mustafa Bıyık, bu beklentinin boşa olmadığını gösteren isimlerden biridir. <strong>Onun varlığı, siyasetin tamamen çürümüş bir alan olmadığını; hâlâ omurgalı, ilkeli ve temiz insanların da ayakta kalabildiğini göstermektedir.</strong></p>

<p><strong>Bu yüzden Mustafa Bıyık’a sadece “başkan” demek yetmez.</strong> Çünkü bazı insanlar makam unvanından daha büyük bir anlam taşır. Mustafa Bıyık, bugün için yalnızca bir belediye başkanı değil; siyasetin nasıl yapılması gerektiğini hatırlatan bir vicdan çağrısıdır. Dava adamlığı da zaten tam budur. Davayı diline dolamak değil, hayatına taşımaktır. İnandığı şeyi sloganlaştırmak değil, yaşamaktır. Gücün başını döndürmesine izin vermemektir. Makamı cebine değil, sorumluluğuna yazmaktır.</p>

<p><strong>Evet, Trabzon’un da bu ülkenin de Mustafa Bıyık gibi insanlara ihtiyacı var.</strong> <strong>Daha çok konuşana değil, daha temiz kalana ihtiyacı var. Daha çok gösteriş yapana değil, daha çok karakter gösterene ihtiyacı var. Çünkü bu memleketi kurtaracak olan şey, süslü cümleler değil; dürüst insanların sessiz ama sarsıcı örnekliğidir.</strong></p>

<p><strong>Mustafa Bıyık bu yönüyle gerçekten bir dava adamıdır.</strong> Ve bunu en çok da, hiçbir gösterişe ihtiyaç duymadan ispatlamaktadır.</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazete61.net/dava-adami-mustafa-biyik</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Mar 2026 11:11:58 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazete61net.teimg.com/crop/1280x720/gazete61-net/images/haberler/2026/03/dava_adami_mustafa_biyik_h48378_f1342.jpeg" type="image/jpeg" length="73345"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Savaşın Tanığı Gazeteci Mürsel Acay’dan Yeni Roman: “Leyla / Kayıp Yolların Kızı”]]></title>
      <link>https://www.gazete61.net/savasin-tanigi-gazeteci-mursel-acaydan-yeni-roman-leyla-kayip-yollarin-kizi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazete61.net/savasin-tanigi-gazeteci-mursel-acaydan-yeni-roman-leyla-kayip-yollarin-kizi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>2003 Irak işgalini sahada  izleyen gazeteci Mürsel Acay, savaşın ortasında karşılaştığı Bağdatlı Leyla’nın hikâyesini yıllar sonra romanlaştırdı. “Leyla / Kayıp Yolların Kızı”, Irak’tan İstanbul’a uzanan göç yolculuğunda, yıkımın içinden filizlenen umudu anlatıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ortadoğu’nun kadim coğrafyası, tarih boyunca savaşlar, dini ve etnik çatışmalarla sınandı. Emperyal çıkarların gölgesinde şekillenen bölge, bugün de yıkım, ölüm ve çaresizlikle anılıyor. Gazze’de yaşanan insanlık dramı, Suriye’de uzun yıllar süren iç savaş ve 2003 yılının ilkbaharında Irak’a yönelik müdahale, bölgede kanlı çatışmaların fitilini ateşleyen gelişmeler olarak hafızalardaki yerini koruyor. 2003 yılında ABD öncülüğünde başlayan Irak işgali ise bu sürecin en kritik kırılma noktalarından biri oldu.</p>

<p>Bu sürecin en yakın tanıklarından biri gazeteci Mürsel Acay. 2003’te Irak savaşını Sabah Gazetesi adına sahada takip eden Acay, çatışma bölgelerinden geçtiği haberler ve çektiği fotoğraflarla yaşananları kamuoyuna aktardı. Ancak o, savaşın yalnızca cephe hattını değil, geride bıraktığı insan hikâyelerini de kayda geçirdi.<br />
Acay’ın fotoğraflarla hazırladığı ve üç dile çevrilen “Yaşamın Renkleri-Savaşın Öteki Yüzü” adlı eseri, savaşın yıkıcı yüzünü gözler önüne serdi. Mürsel Acay daha sonra, Irak’ta yaşanan gerçek bir aşk hikâyesini romanlaştırdı. 2013 yılında yayımlanan “Kaçak Aşk”, Hıristiyan Maria ile Müslüman Üzeyir’in savaşın gölgesindeki sevdasını konu aldı.<br />
Aradan geçen yılların ardından Acay, yine savaşın içinden doğan çarpıcı bir yaşam öyküsünü kaleme aldı. 2003’te Irak savaşının son günlerinde karşılaştığı 15 yaşındaki Bağdatlı Leyla’nın gözlerindeki korku, çaresizlik ve masumiyet hafızasından silinmedi. Kerkük’te bir otelin duvarı önünde annesi ve küçük kız kardeşiyle birlikte Bağdat’a gitmeye çalışan Leyla, kimsesiz ve parasızdı.<br />
Acay, o gün tanık olduğu ailenin hikâyesini yıllar sonra romanlaştırdı. Bağdat’tan İstanbul’a, oradan tersine işleyen göçün izlerini süren anlatı, Dubai’yi de içine alan bir hayat mücadelesini konu ediniyor. “Leyla / Kayıp Yolların Kızı” adlı eser, savaşın ortasında umudu diri tutmaya çalışan insanların direncini anlatıyor.<br />
Acay, yeni kitabında savaşın karanlığına rağmen umudun varlığını vurguluyor. Yazar, “İnsan varsa çare de vardır, umut da vardır” sözünü Leyla’nın hikâyesi üzerinden yeniden hatırlatıyor. Hem Leyla’nın hem de Mürsel Acay’ın bu coğrafyanın çocukları olduğuna dikkat çeken eser, kadim topraklarda insanlığın ve dayanışmanın hâlâ var olduğunu ortaya koyuyor.</p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazete61.net/savasin-tanigi-gazeteci-mursel-acaydan-yeni-roman-leyla-kayip-yollarin-kizi</guid>
      <pubDate>Wed, 04 Mar 2026 11:55:47 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazete61net.teimg.com/crop/1280x720/gazete61-net/images/haberler/2026/03/savasin-tanigi-gazeteci-mursel-acaydan-yeni-roman-leyla-kayip-yollarin-kizi_e1c7a.jpg" type="image/jpeg" length="12069"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Berat Albayrak Siyasete Dönecek Mi?]]></title>
      <link>https://www.gazete61.net/berat-albayrak-siyasete-donecek-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazete61.net/berat-albayrak-siyasete-donecek-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gazeteci - Yazar Osman Diyadin tarafından sosyal medya platformu X üzerinden gerçekleştirilen kamuoyu yoklaması Trabzonlu eski bakan Berat Albayrak’ın siyasi geleceğine dair çarpıcı bir tabloyu ortaya koydu. Berat Albayrak’ın aktif politikaya dönüp dönmemesi konusundaki nabız atışlarını ölçen bu dijital oylama kısa sürede geniş bir etkileşim oranına ulaştı.Ankete katılanlar görüşlerini açıkladı ve büyük br çoğunluk 'proje adamı' olarak bilinen Berat Albayrak'ı siyasi arenaya geri dönmesi konusunda ikna edilmesi görüşünü bildirdiği görüldü. </p>

<p>EZİCİ BİR GERİ DÖN ÇAĞRISI VAR</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anket çalışmasına katılan vatandaşların büyük bir bölümü Berat Albayrak isminin yeniden sahalarda olması gerektiği yönünde yer alan görüşün yanı sıra paylaşılan resmi verilere göre oylamaya dahil olan kullanıcıların yüzde 76,2 gibi ezici bir çoğunluğu Berat Albayrak’ın siyasete geri dönmesi seçeneğini işaretlediği ortaya çıktı.</p>

<p>REFAH PROJELERİNE İMZA ATMIŞTI</p>

<p>Söz konusu ankette Albayrak’ın geri dönüşüne mesafeli yaklaşan ve dönmemesi gerektiğini savunan kesim ise yüzde 23,8 oranında kalarak azınlıkta kaldı. Sosyal medyada büyük ilgi gören bu gelişmenin ardından gözler Trabzonlu Berat Albayrak’ın bu yoğun talebe nasıl bir karşılık vereceğine ve önümüzdeki süreçte yeni bir siyasi adım atıp atmayacağına çevrildi.Trabzonlu Berat Albayrak bilindiği üzerele enerji ve ekonomi politikalarına yön vermiş ülkeyi refaha ulaştıracak projelere imza atmıştı. </p>

<p>HİÇBİR SİYASETÇİ BU OYU ALMADI</p>

<p>Türk siyasi tarihinde hiçbir yönetici için böyle bir anket sonucu ortaya çıkmamıştı. Yüzde 76.2 gibi bir oranın ortaya çıkması Berat Albayrak'a duyulan özlemi bir kez daha gözler önüne serdi. </p>
</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazete61.net/berat-albayrak-siyasete-donecek-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 12:08:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazete61net.teimg.com/crop/1280x720/gazete61-net/images/haberler/2026/02/berat-albayrak-siyasete-donecek-mi_6ff72.jpg" type="image/jpeg" length="94729"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
