GÜNDEM

TARLADAN SOFRAYA UZANAN YOLCULUK

Her gün televizyon ekranlarında ve haber bültenlerinde aynı sözleri işitiyoruz: fahiş fiyatlar.
Çiftçisi dertli, vatandaşı dertli memlektim.
Tarlada 20-30 liraya satılan bir meyvenin market raflarında 200-500 liraya kadar yükselmesi artık kimseyi şaşırtmıyor. Yanlışlar, düzensizlikler normalleştikçe sorgulama yetisini de kaybetmeye başlıyoruz.
Tarlada 20-30 Tl olan bir ürün markete, pazara gelince neden bu kadar fahiş bir hal alıyor.
Oysa üretici ile konuştuğumuzda emeğinin karşılığını alamadığından yakınıyor, tüketici ile konuştuğumuzda yüksek fiyatlar karşısında alım güçlerinin kalmadığından dert yanıyorlar. Tarla ile çarşı pazar arasındaki uçurum ise her geçen gün biraz daha büyüyor.
Bu noktada vatandaşın aklına doğal olarak şu soru geliyor:
Eğer hem üreten hem de tüketen memnun değilse, bu sistemden kazanan kim?
Siyasetçilerimiz tarafından yıllardır "Yeni Hal Yasası çıkacak" deniliyor. Tarım sektörünün yapısını güçlendireceği, üretici ile tüketici arasındaki mesafeyi kısaltacağı ifade edilen düzenlemeler 2018 yılından bu yana gündemde. Ancak geçen onca zamana rağmen yeni hal yasası hala çıkmış değil.
Peki ey etkili ve yetkili makamda olan pek muhterem siyasetçilerimiz:
Çiftçinin ve tüketicinin yararına olduğu söylenen bir düzenleme neden hâlâ tozlu raflarda bekletiliyor?
Bu düzenlemenin tozlu raflardan indirilip meclis koridorlarına, oradan da vatandaşın hayatına dokunabilmesi için daha ne olması gerekiyor?
Elbette ticaretin kendine özgü kuralları vardır. Nakliye maliyetleri (mazor, benzin, elektrik maliyetindeki artışlar), depolama giderleri, ürün kayıpları ve işletme giderleri fiyatların yükselmesinde etkili faktörlerdir. Ancak tüm bu gerekçeler, üretici ile tüketici arasındaki devasa fiyat farkını açıklamaya yetmiyor. Elbette ticaret kazanç üzerine kuruludur. Ancak fahiş kazancın izahı olamaz.
Bu arada sorun yalnızca yasa çıkarmak da değildir.
Türkiye'de çoğu zaman yasaların hazırlanması kadar uygulanması da ayrı bir tartışma konusu olmuştur. Kâğıt üzerinde yapılan düzenlemeler, sahada aynı kararlılıkla karşılık bulamayabiliyor. Son dönemde sahipsiz sokak hayvanları konusunda yaşanan tartışmalar da buna örnek olarak gösterilebilir. Çünkü yasa yapmak başka, o yasayı eksiksiz uygulamak ve uygulatmak başka bir iştir. Nitekim ilgili yasal düzenlemeler yapılmış olmasına rağmen birçok şehirde vatandaşlar hâlâ sokaklarda yoğun köpek popülasyonuyla karşılaşabilmektedir. Sokaklarımız Serengeti milli parkı gibi. Her cinsten köpek var sokakta. Hatta level atlayarak bazı şehirlerimizde domuz sürüleri görmeye başladık.
Vatandaş artık yıllarca süren tartışmaları değil, sonuçları görmek istiyor. Üreticinin alın terinin karşılığını aldığı, tüketicinin de makul fiyatlarla gıdaya ulaşabildiği bir düzen talep ediyor.
Yasalar raflarda bekledikçe, çözüm geciktikçe yalnızca ekonomik bir maliyet oluşturmuyor; aynı zamanda siyasetinden, meclisine hatta bürokratına kadar duyulan güveni aşındırıyor.
Velhasıl kelam...
Bugün sorulması gereken soru şudur:
Çiftçinin kazanamadığı, vatandaşın ise pahalıya tüketmek zorunda kaldığı bu düzen daha ne kadar devam edecek?
Bu sorunun çözümü için daha kaç yıl beklenecek?
Toplumun beklentisi net ve açıktır: Sorunları tespit etmek değil, çözmek.
Çünkü vatandaş artık vaatleri değil, sonuçları görmek istiyor.