Gazeteci Gökçer Tahincioğlu, T24'deki köşesine, Gülistan Doku, Rojin Kabaiş, Rabia Naz ve Narin Güran'ı taşıdı.
Tahincioğlu'nun ilgili yazısı şöyle:
İTİNAYLA DOSYA KAPATMAK
Hemen her güne kara haberlerle, karanlıkta bırakılan olaylara ilişkin yeni ve araştırılmayan iddialarla başlıyoruz. Bütün bu dosyalarda “görevi kötüye kullanma”, “ihmal” boyutu ısrarla yok sayılıyor. Misal Gülistan Doku cinayeti, Rojin Kabaiş’in ölümü, Narin Güran dosyası... Bizim gerçek yanıtlara ve etkili soruşturmalara ihtiyacımız var. Dosyaların kapağı, hamasetle, kamuoyu baskısıyla, görmezden gelinenlerle, öyle üzerinden geçilen gerekçelerle kapanmıyor.
Gülistan Doku cinayetinde olup bitenleri şaşkınlıkla izlememizin, gözaltına alınan, tutuklanan şüpheliler ve kimlikleri dışında bir nedeni daha var.
Bu kişilere nasıl olup da dokunulduğunun yanında bir de dokunulma kararı verilebilmesine şaşırıyoruz.
Gülistan Doku’nun dijital izlerinin, telefon mesajlarının silindiği, işin içinde kamu görevlilerinin bulunduğu, mezarının bilinmeye bir yere talimatla gömüldüğü iddiaları bugüne ait değil. Altı yıl önce de aile ve avukatlar bu ihtimalleri gündeme getirdi ve neredeyse tamamını söyledi. Ancak o gün nedense bugün izlenen yol izlenmedi.
Tek başına bir valinin etkili bir soruşturmayı engellemesi mümkün mü?
Küçük bir kentte mümkün elbette.
Ancak bu kadar kamuoyuna mal olmuş bir olayda, Ankara’nın kararlılık göstermesi durumunda bir valinin tek başına bütün bir soruşturmayı engelleme ihtimali yok!
Olmadığını da bugün net biçimde görüyoruz.
Altı yıl önce Doku’nun sim kartının aileden neden ve nasıl alındığı neden araştırılmadı?
Sim kartla işlem yapılıp yapılmadığı neden incelenmedi?
Bugün ortaya çıkan güvenlik kamerası görüntülerinin akıbeti neden hiç sorulmadı?
Bu sorular yanıt bekliyor.
Az sayıda cinayet ya da şüpheli ölüm dosyası, “zor sorular” içeriyor.
Bu kadar “iz bırakılan” bir teknolojik çağda gerçekten araştırma niyeti varsa ve bu kadar da iz bırakılmışsa bu kuşkulu işlemleri tespit etmek güç değil.
O zaman bu dosyanın Doku’nun ölümüyle sınırlı olmadığını da görmek gerekiyor.
Bu dosyanın bugüne kadar rafta kalmasında kimler rol oynadı, kim görevini ihmal etti, kim gerekli talimatları vermedi, kimler suç işledi?
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, “Ucu kime dokunursa dokunsun, titizlikle soruşturmayı yürüten başsavcılarımızın yanındayız” sözleri bir irade değişikliği sonucu bugün bu gelişmelerin yaşandığını gösteriyor.
Böyle bir kararlılık varsa sadece Doku’yu öldüren ve ölümüne ilişkin kanıtları yok edenler değil, soruşturma-araştırma görevini yerine getirmeyenler hakkında da harekete geçilmesi gerekiyor.
Bir başka benzer dosya, Rojin Kabaiş’in ölümü…
Van’a okumak için Diyarbakır’dan gelen Kabaiş, Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Çocuk Gelişimi bölümü birinci sınıf öğrencisiydi. Van'da, 27 Eylül 2024’te kaybolduğu bildirildi. 18 gün süren arama sonucunda Rojin Kabaiş'in cesedi, 15 Ekim 2024 tarihinde Van Gölü'nün Mollakasım Köyü sahilinde bulundu. Ailesi, Rojin'in intihar ettiği veya suda boğulduğu iddialarını reddetti.
Van Adli Tıp Kurumu'nda yapılan ilk incelemede; vücudunda kesici veya ateşli silah yarasına rastlanmadığı ve kemik kırığı bulunmadığı tespit edildi. Ancak boyun, diz ve kol bölgelerinde renk değişiklikleri gözlemlendi. Kesin ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla kan, idrar ve iç organ örnekleri İstanbul Adli Tıp Kurumu'na gönderildi.
6 Kasım 2024 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda, "iki farklı erkeğe ait DNA örneklerinin tespit edilmesine rağmen örneklerden şüpheli bir bulgu tespit edilmediği" açıklaması yapıldı.
DEM Parti tarafından verilen “Rojin Kabaiş’in cinayeti araştırılsın” önergesi, 15 Ekim 2025 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda AKP ve MHP oylarıyla reddedildi.
Babası Nizamettin Kabaiş, kaybolduğu günden bu yana kızına ne olduğu sorusuna yanıt arıyor. Tehdit ediliyor, vazgeçirilmeye çalışılıyor ama yılmıyor.
Son olarak Nizamettin Kabaiş’e tehdit mesajı gönderenler hakkında yeni bir soruşturma açıldı.
Kabaiş, Gülistan Doku’nun ölümüyle ilgili soruşturmada yaşanan gelişmelerden sonra yaptığı açıklamada, şunları söyledi:
“Rojin Kabaiş'in dosyası aynı şekilde Gülistan Doku dosyası gibi örtbas etmeye çalışılıyor. Van Üniversitesi'nin rektörü delilleri karartıyor. Öğrencileri susturdu. Kamera kayıtlarını sildiler. Benim çocuğumun ölüm sebebi de üniversitedir. Çünkü ben çocuğumu onlara emanet ettim, üç gün sonra ortadan yok oldu. Cinayet olduğu belli. Katillerin izi var ama tutuklu yok. İki erkek DNA'sı tespit edilmiş, boğazına zarar vermişler. Avukatlar sorular soruyorlar ama cevap alamıyorlar."
Kabaiş, kadınların öldürüldüğü dosyalarla ilgili olarak da "Hemen örtbas ediyorlar; 'intihar etmiş, kaza olmuş, kalp krizi geçirmiş, balkondan düşmüş' diyerek bu şekilde dosyaları kapatmaya çalışıyorlar" dedi.
Doku dosyası gibi bu dosyayla ilgili de yanıtlanması gereken çok sayıda soru var. Öncelikle dosyanın aydınlanması, sorumluların açığa çıkartılması gerekiyor. Baba Nizamettin Kabaiş, yanıtı kolaylıkla verilebilecek somut sorular yöneltiyor, araştırılması gereken bilgiler veriyor.
Önceki açıklamalarında şunları söylüyor Kabaiş:
“Mollakasım ve Bardakçı köyleri ile üniversitedeki tüm erkeklerin DNA’sına bakılması lazım. Bu çok önemli. Bu şekilde araştırılmazsa bir yere varamayız. Rektör, girmedim diyor ama neden otopsi odasına girip çıktı, neden gece 2'ye kadar orada kaldı? Gitti savcıyla görüştü, vali ile görüştü. Kamera var orada, kamerayı siyah beyaza çevirmişler. Güvenlik kulübesi var. Bozuk dediler bunlar için. Niye bize 17 saat sonra haber verdiniz? Oraya gidin bakın. Beş tane kamera aynı yere takmışlar. Her taraf görünüyor. Daha önce niye bunu yapmadınız? Boğulan birinin akciğerleri su ile dolu olur. Kızımın akciğerlerinde su yoktu. Suda boğulan birinin vücudu şişer ama kızımın vücudu şişmemişti ve elbiseleri yırtılmamıştı. Onlar 24 kilometre suyla sürüklendiğini söylüyorlar ama bu bir yalan. Vücudu sapasağlamdı."
Hemen her güne kara haberlerle, karanlıkta bırakılan olaylara ilişkin yeni ve araştırılmayan iddialarla başlıyoruz.
Bütün bu dosyalarda “görevi kötüye kullanma”, “ihmal” boyutu ısrarla yok sayılıyor. Oysa Rabia Naz dosyası da dahil birçok şüpheli ölüm dosyasına bu gözle baktığınızda devletin olanaklarını kullanarak bile isteye suç işleyen, suça iştirak edenleri bulmak güç değil. Mühim olan, “aman dokunmayalım, küstürmeyelim, bizdendir” anlayışını yıkabilmek.
Aksi takdirde dosyalar bir biçimde kapatılıyor olsa da adalet duygusu oluşmuyor.
Misal Narin Güran dosyası.
Bir tane belgesel, aylarca büyük bir kalabalığa karşı bu dosyadaki çelişkileri ısrarla dile getiren üç beş kişinin haklılığını ortaya koydu.
Tatmin edici bir soruşturma ve yargılama süreci geçirilmediğini insanların nihayet öğrenebilmesini sağladı.
Oysa Güran ailesini suçlu bulan Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nin gerekçeli kararı bile bunu görmek için yeterliydi. Ne diyordu gerekçeli kararın değerlendirme kısmının hemen başında:
“Mahkemelerce somut olay değerlendirilirken sanık veya sanıkların üzerlerine atılı suç veya suçları nasıl işlediği, nerede işlediği, ne zaman işlediği, hangi saik ile neden bu suçu gerçekleştirdiği, söz konusu suça iştirak eden başkaca sanıkların olup olmadığı, iştirak etmişler ise iştirak eden sanıkların eylemlerinin neler olduğu hususlarını içerir bir değerlendirme yapılması ve bu soruların cevaplarını içerir hususlara gerekçeli kararda yer vermek gerekmektedir. Bu husus genel bir kaide olup her somut olayda ayrı ayrı uygulanmaya çalışılmaktadır. Ancak bazı istisnai olaylar vardır ki yukarıda belirtilen soruların cevapları tam olarak bulunamayabilir. Böyle durumlarda dikkat edilmesi gereken husus şudur; Bazen bir olayın ya da bir eylemin nerede, neden ve nasıl gerçekleştiği anlaşılamayabilir. Bu tür durumlarda önemli olan husus o eylemin ya da olayın kim veya kimler tarafından gerçekleştiği, yani söz konusu eylemin kimler tarafından yapılıp yapılmadığıdır. Eğer somut olayda eylemin sanık veya sanıklar tarafından yapıldığı sabit ise yukarıda belirtilen diğer sorular (eylemin nerede gerçekleştiği, tam olarak ne zaman yapıldığı veya nasıl yapıldığı) asli sorular olmayıp, fer'i sorular olarak kalacaktır…”
İstinaf ve Yargıtay’ın da paylaştığı bu görüş ortaya koyuyor ki Narin Güran cinayetinin nedenini bugün hâlâ bilmiyoruz. Ve hem bu dosyada hem diğer kuşkulu ölüm dosyalarında olan bitenler gösteriyor ki tatmin edilmeyen adalet duygusu orada duruyor. Ve gerekçelerin, nedenlerin ortaya koyulmamasının, mahkemenin iddia ettiği gibi “fer’i sorular” olmadığını da net biçimde görüyoruz.
Bizim gerçek yanıtlara ve etkili soruşturmalara ihtiyacımız var. Dosyaların kapağı, hamasetle, kamuoyu baskısıyla, görmezden gelinenlerle, öyle üzerinden geçilen gerekçelerle kapanmıyor.