ÖZEL HABER

GÖÇEN KUŞLAR, KALAN İNSANLAR

Bir bir göç ediyor güzel insanlar… Tıpkı göçmen kuşlar misali.

Fakat arada önemli bir fark var. Göçmen kuşlar vakti gelince yeniden yuvalarına döner. Emaneti teslim ederek bu dünyadan ayrılan insanlar ise ebedî hayata irtihal eder; dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkar.

Hiçbir şey bizimle gelmeyecek…

Peki, bütün bu hakikate rağmen neden hâlâ dünyaya bu kadar tamah ediyoruz? Bizi dünyaya böylesine bağlayan nedir? Geride bıraktıklarımız mı, biriktirdiklerimiz mi, yoksa sadece alıştığımız hayat mı?

Gözlerimizi kapattığımızda bunların hiçbirinin bizimle gelmeyeceğini bildiğimiz hâlde neden kırıyor, döküyor, kavga ediyoruz?

Neden birbirimize tahammül etmek yerine ayrışmayı seçiyoruz?

Kimimiz ideolojisini kutsallaştırıyor, kimimiz parayı hayatın merkezine koyuyor. Kimimiz makamın, kimimiz şöhretin, kimimiz ise nefretin esiri oluyor. Bazılarımız da sadece nefsine ve gözüne hoş gelen şeylerin peşinden ömür tüketiyor.

Oysa iyi insan olmak, ahlaklı olmak, adaletli olmak ve dürüst yaşamak daha kıymetli değil midir? Rabbimizin bizden istediği de tam olarak bu değil mi? Güzel yaşamak, güzel izler bırakmak ve ardımızdan hayırla anılmak…

Ne yazık ki ölümü hep başkalarına yakıştırıyoruz. Sanki bize hiç uğramayacakmış gibi yaşıyoruz. Hâlbuki değişmeyen tek gerçek var: Her nefis ölümü tadacaktır. Bu ilahi hakikatten daha açık, daha sarsıcı ve daha büyük bir uyarı olabilir mi? İyi olan, güzel olan her şey tükeniyor. Zaman tükeniyor, mekân tükeniyor. İnsan ömrü tükeniyor. Geriye ise yaptıklarımız, gönüllerde bıraktığımız izler ve Rabbimizin huzuruna götüreceğimiz amellerimiz kalıyor.

Yüce Yaradan, Necm Suresi'nde insanın ancak kendi gayreti ve çabasıyla elde ettiğinin karşılığını bulacağını bildiriyor. Öyleyse kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Biz neyin gayreti içindeyiz? Neyi inşa ediyor, neyin peşinden koşuyoruz?

Neden sorumluluklarımızı çoğu zaman yanlış anlaşılan bir kadercilik anlayışının arkasına saklıyoruz?

Oysa hayat mücadeledir. Yaşamak için, yaşatmak için, geleceği inşa etmek için, iyiliği çoğaltmak için mücadeledir. Bu dünya bize emanet edilmiş bir sahnedir. Bize düşen ise üzerimize düşen rolü hakkıyla yerine getirmektir. Çünkü bu dünyadaki hayatımız, ebedî hayatımızın hazırlığıdır.

Bugün aynaya bakıp kendimize şu soruyu sormalıyız: Ardımızda nasıl bir iz bırakacağız? İnsanlar bizi servetimizle mi, makamımızla mı, yoksa güzel ahlakımızla mı hatırlayacak? Hoş bir sada ile mi göç edeceğiz, yoksa “kurtulduk bu mel'undan” dedirtecek bir hayat mı yaşayacağız?

Hayatın gerçek değeri, ne kadar kazandığımızda değil; ne kadar iyilik yaptığımızda gizlidir. Çünkü sonunda yanımızda götüreceğimiz tek şey, yaptığımız iyilikler ve bıraktığımız güzel izler olacaktır.

Hayatı fazla abartmayın… Çünkü yerlere ve göklere sığdıramadığınız bu hayat, bir gün size hoşça kal bile demeden gidecek; siz de yaptıklarınızla baş başa kalacaksınız.

Sevgili dostlar…

Bütün bu yaşananlardan, her gün şahit olduğumuz ayrılıklardan ve her gün biraz daha yaklaştığımız hakikatten bir ders çıkarabilecek miyiz?

Asıl cevaplamamız gereken soru budur.

Kalın sağlıcakla…