EMPERYALİZMİN KISKACINDA Kİ TÜRKİYE III

Şimdi gelelim Barker Raporuna ve ülkemizde yapılması planlanan tüm anlaşmalara neden, hangi mantıkla karşı çıkıldığı gerçeğine ya da neden sanayi ülkesi olamadığımız gerçeğine.
Raporun sanayi yatırımları başlığında; ‘Türkiye için önceliğin sanayi değil tarım olduğu, sanayinin ise soba, basit pompa, pulluk, çekiç, testere vb şeylerin üretiminden öteye geçmemesi gerektiği belirtiliyordu. Bunun yanı sıra tuğlacılık, camcılık, dericilik, mobilyacılık, basit aşı ve serum imalatı, sabunculuk, çanak çömlek vb yapımından başkası önerilmiyordu. Kesinlikle ağır makina, metal işleme, ağır kimya, selüloz ve kâğıt sanayi önerilmiyor başlanmış yatırım varsa vazgeçilmesi isteniyordu. Yani Türkiye’ye biçilen rol sanayi değil tarım ülkesi olarak kalma rolü idi. Raporu hazırlatan İnönü, imzalayan ise hükümet değiştiği için Menderes oluyordu.
Bu durumu bir anekdotla desteklemekte fayda var: Süleyman Demirel bir anısında ; ‘1964’de ABD’ye gittiğimde bana siz tarım ülkesi olarak kalacaksınız. Size para yok dediler. Bende Rusya’ya gidip para buldum ve bugünkü Demir Çelik fabrikalarını yaptım. Ardından NATO toplantısına gittim. Orada bana; ‘Rusya ile çalışmanın sana bir bedeli olmayacağını mı zannediyorsun ’diyerek beni tehdit ettiler diyordu. Bu ülkede bir şeyler yapmak isteyenler siyaseten bedel ödemişlerdir ve ödemektedirler. Bugünde bu bedelleri ödemeye devam ediyoruz.
Barker raporunun imza altına alınmasıyla emperyalizmin istekleri yerine getirilmiş sanayileşme hamlelerinden ödün verilmiştir. Bugün pençesinde kıvrandığımız IMF, Dünya Bankası ve Dış Borç batağı aslında 1945-50 döneminin eseridir. Ülkemizde yapılmak istenen her projeye neden karşı çıkıldığını, neden ülke insanının bir şeyler başaramayacağına inandırıldığının, neden batı hayranlığının hat safhada olduğunun, bilim adamlarını bilimden çok ideoloji ürettiğinin gizemini Barker, Kahire, Marshall ve Fulbright eğitim anlaşmalarında görebiliriz.
Rahmetli Necmettin Erbakan bir dergiye verdiği röportajda muhabir ‘Türkiye’de Devrim arabalarını yapacak mıyız’ diye sorar. Necmettin Erbakan’ın verdiği cevap çok manidardır. ‘Türkiye’de üç grup vardır. Bu gruplar ülkemizin sanayileşmesini istemezler.
Birinci Grup; Türkiye Cumhuriyeti Devletine inanmayan ve Türklere inanmayanlar. Bunlar bizim bir şey yapabileceğimizi asla kabul etmezler.
İkinci grup vardır, İthalatçılar. O kadar güzel bir sistem kurulmuştur ki, nefis de bir para kazanılır, yerine ikame edeceğiniz bir şeyin yapılmasına asla müsaade etmezler.
Üçüncü grup vardır. O grup yerli sanayiyi istemeyenlerdir. O grup çok azınlıktadır ama onların sesi o kadar çok çıkar ki, herkesten daha çok çıkar.
Burada bahsettiği grup etki ajanlarıdır. Bunlar ülke yararına ne varsa hep karşınızda durur. Bir şekilde halkı organize edip istedikleri propagandayı yaparlar. Hükümetleri baskı altına alarak sindirme yönüne giderler. Ülkemizde Marmaray yapılırken, Boğaz Köprüsü yapılırken, Mersin Akkuyu ve Sinop İnceburun Nükleer santrali yapımında bunları gördük. Yine yerli otomobil projesi, Altay Tankı, Hürküş ve Sihalarla alay ettiler. Beyinlerinin bir köşesinde idare edebilecekleri güçsüz Türkiye idealleri hep durdu/duruyor. Geçmiş basını tarayın ve şunu göreceksiniz; ‘ülke adına yapılan ne varsa her şeye karşı çıkan, halkı organize eden, sokak olayları ile iktidarları baskı altına alan kesim’ hep aynı kesim.
Nuri Killigil Paşa’yı, Vecihi Hürkuş’u, Nuri Demirağ’ı etkisizleştiren grup işte bu etki ajanlarından oluşan gruptur. Hep karşınıza bunlar çıkar. 1930-40 arasında yerli uçağı yapmış insanlardı onlar. Yine Devrim arabalarını yapamaz diyenlere inat o otomobil yapıldı, biri yakıtsızlıktan gidemedi ancak diğeri ile Cemal Gürsel Hipodromda turunu attı. Giden arabayı öne çıkarmayıp duran arabayı öne çıkardılar. Bütün projeyi batırdılar ve mühendisler hayal kırıklığı içerisinde vefat ettiler. 
Devrim arabalarının yapımı sırasında düzenlenen konferansta dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel şunları söylüyordu; ‘Arkadaşlar, bizde bir grup var, tarım ülkesinden sanayiye geçmemizi istemiyor’. Devamında bu grup ABD’de değil Türkiye’de, yani içimizde. Tarım ülkesi olmak çok önemli ama bir gemi saman sattığımızda alabileceğimiz otobüs sayısı iki.’
Arkasından konferans bitiyor, devrim arabalarını yapacak komisyon geliyor. Komisyonun başında Şükrü Er bulunmaktadır. Cemal Gürsel, Şükrü Er (komisyon içerisinde Necmettin Erbakan’da bulunmaktadır) ve komisyon üyelerine aynen şunu soruyor;
‘Siz bunu yapabilecek misiniz? Şükrü Er yapamayız demiyor. ‘Göreceksiniz bize yaptırmayacaklar’ diyor. Türkiye’de bir grup var, bu grup sanayileşmemizi istemeyen bir grup, bu grup ne olursa olsun, ne yapacaklar ne edecekler Türkiye’deki bazı grupları kullanacaklar ve yaptırmayacaklar. Sonunda Şükrü Er’in dediği gerçekleşiyor. Büyük bir başarı hikâyesi fiyasko ile sonuçlanıyor. Bizim sıkıntımız işte tamda burada başlıyor. Yapamazsınız deniyor, yaptıysanız yok ediliyor ve tarih sahnesinden siliniyor. Bize biz olduğumuzu hatırlatacak bir eğitim sistemine, bilince ihtiyacımız var. Yoksa bu bilinçsizlikle daha çok dayak yeriz.
Kahrolsun Amerikan emperyalizmi sözü koca bir yalandan ibaret. Bunu diyenler Amerikan emperyalizmine, sermayeye köle olmuşlar da farkında değiller. Bunlar azınlıkta olsalar da sesleri en çok çıkan grup. Ülkemizde ki ezik kafalardan hiç çıkmayan söz; ‘ABD dünyanın en büyük gücüdür, istediğini yapar ya da yaptırır, bizim onlarla mücadeleye gücümüz yetmez.’ Öğrenilmiş çaresizlik ya da öğretilmiş kölelik.
Bu döngüyü kıran Selçuk Bayraktar’ın serzenişi ile bitiriyorum yazımı:
"Milletimizin evlatlarının potansiyelini dünyaya ispatlamak değil, içimizden birilerine kabullendirmekti zor olan. Yaklaşık 20 yıldır yol arkadaşlarımızla birlikte hayatımızı adayıp yüksek teknoloji geliştirmek de değildi. Kendi sınıfının en iyisi olduğunu dünyanın kabullendiği teknolojimize, içimizden birilerinin hep "acaba" demesine, hep bir noksan bulma, hatta çamur atma gayretine maruz kalmaktı. Her dönüm noktasında akla hayale gelmeyecek entrikalar, hezeyanlar, hor görmeler ve iftiralarla boğuşmaktı. Çok şükür bu engeller aşıldı. Öğrenilmiş çaresizlik bitecek, bu kervan yürüyecek. Ve inşallah... Bu ülke, özgüveni, azmi, iyi ahlakı ve inancıyla, ülkesini seven insanlık için çalışan gençlerin ellerinde birçok alanda dünyada liderliğe yürüyecek."

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ali Bahat 4 ay önce

Değerli başkanım,
Teşekkür ederim. Kaleminize, Elinize,ve yüreğinize sağlık .

Avatar
CELAL KARA 3 ay önce

Teşekkürler üstad. Yazıların bizlere yeni ufuklar açıyor.