Bir 15 Temmuz yıl dönümüne daha ulaştık. Türk milleti olarak bu tarihten çıkaracağımız dersleri hâlâ tam anlamıyla konuşabilmiş değiliz. Oysa büyüklerimiz, "Acırsan acınacak hâle düşersin." derdi. Bu söz, hayatın acı gerçeklerini özetleyen önemli bir nasihattır.
Hz. Ömer'e (r.a.) atfedilen şu söz de aynı derecede anlamlıdır:
"Bir kimsenin namazına ve orucuna bakmayın; onun konuşmasına, sözüne sadık olup olmadığına ve insanların mallarıyla olan muamelesine bakın."
Çünkü insanın gerçek değeri; ahlakında, dürüstlüğünde, emanete sahip çıkmasında ve kul hakkına gösterdiği hassasiyette gizlidir.
Aradan geçen yıllara rağmen 15 Temmuz hâlâ tam anlamıyla anlaşılabilmiş değildir. Çünkü herkes yaşananlara kendi ideolojik penceresinden bakmayı tercih etti. Kimileri "kontrollü darbe", kimileri ise "tiyatro" söylemlerini dillendirdi.
Peki gerçekten öyle miydi?
Eğer kafamızı devekuşu misali kuma gömmüş, yıllarca çevremizde yaşananları görmezden gelmişsek belki böyle düşünebiliriz. Ancak gerçekler bundan çok daha farklıydı.
1970'li yıllardan itibaren sabırla örgütlenen, her adımını ince hesaplarla atan, kendisini ustalıkla kamufle eden, dünyanın dört bir yanına örümcek ağı gibi yayılan; içeride senden biri gibi görünüp kendi planlarını adım adım hayata geçiren derin bir yapılanmayla karşı karşıyaydık. Adına ne denirse densin; bu yapı, devletin kurumlarına sızmayı hedefleyen organize bir yapılanmaydı.
Bu satırları yazıp yazmama konusunda uzun süre tereddüt ettim. Çünkü kırgınım, küskünüm. Ancak vatan ve millet sevgim, suya sabuna dokunmadan da olsa bazı gerçeklere değinme sorumluluğunu bana yüklüyor.
Benim kanaatime göre 15 Temmuz, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin anayasal düzenini hedef alan bir darbe girişimiydi ve devletin kurumlarına yönelik ciddi bir tehditti.
Ancak 15 Temmuz bir gecede ortaya çıkmadı.
O güne gelinceye kadar bu yapılanmayla mücadele eden çok sayıda kamu görevlisi, güvenlik mensubu ve isimsiz kahraman vardı. Mücadele edecek kimsenin bulunmadığı, herkesin "Acaba?" dediği dönemlerde onlar hiç tereddüt etmeden elini taşın altına koydu. Mesleklerini, geleceklerini, hatta canlarını ortaya koyarak görev yaptılar.
Ya sonra?..
İşte orası yüreğimi en çok acıtan bölüm.
Çünkü herkesin sustuğu zamanlarda mücadele eden, ağır bedeller ödeyen, görev ve sorumluluk bilinciyle hareket eden o insanların bugün ne adı anılıyor ne de emekleri hatırlanıyor.
Buna karşılık, her dönemin rengine bürünen, şartlara göre saf değiştiren, dün başka bugün başka konuşanlar ise en ön saflarda boy göstermeye devam ediyor. Büyük laflar ediyor, kahramanlık hikâyeleri anlatıyorlar.
Oysa onların gerçek yüzünü bu millet de biliyor, yaşananların canlı şahitleri de biliyor. Fakat çoğu zaman susmayı tercih ediyor.
15 Temmuz gecesi Türk milletinin gösterdiği destansı direniş ise asla unutulamaz. O gece, milletin devletine, bayrağına ve demokrasisine sahip çıktığı tarihi bir duruşun adıdır.
Fakat bana göre asıl hikâye darbe girişimi bastırıldıktan sonra başladı.
Sahne, şanlı bayrağımızı kullanarak kendisine paye çıkarmaya çalışanlara kaldı. Gerçek serdengeçtiler ise sessizce kenara çekildi. Ne anlatıldılar, ne alkışlandılar, ne de hak ettikleri değeri gördüler.
Bugün onların büyük bölümü köşelerinde sessizce oturuyor; darbe sonrasında yaşananları ve sergilenen tabloyu sadece izlemekle yetiniyor.
Örgütle gerçek anlamda mücadele etmiş insanlar görünür olmayı hiçbir zaman tercih etmedi. Çünkü onlar bilir ki yapılan görev, övünmek için değil; vatana olan borcu ödemek içindir.
Bugün bir 15 Temmuz yıl dönümünü daha idrak ederken geçmişten çıkarılacak dersler her zamankinden daha önemlidir.
Devletin kurumları içerisinde benzer yapılanmaların yeniden oluşmasına fırsat verilmemelidir. Hukuk devleti ilkesi tavizsiz uygulanmalı; liyakat esas alınmalı, şeffaflık güçlendirilmeli ve etkin denetim mekanizmaları kararlılıkla işletilmelidir.
Yakın tarihimiz bize göstermiştir ki; devletin kurumsal yapısını zayıflatabilecek, kamu gücünü kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya çalışabilecek her türlü yapılanmaya karşı daima uyanık olmak zorundayız.
Çünkü 15 Temmuz'un bize bıraktığı en önemli ders şudur:
Güçlü devlet, güçlü kurumlar ve birlik içinde hareket eden bir millet; karşılaşacağı her türlü tehdidi aşabilecek iradeye ve güce sahiptir.
Unutulmamalıdır ki tarihten ders almayan milletler, aynı acıları yaşamaya mahkûmdur.
DERSİN ADI: 15 TEMMUZ
Bunlar da ilginizi çekebilir