"Silahlara merakım yok" diyen Mustafa Türkay Sonel'in silahlı fotoğrafı ortaya çıktı
"Silahlara merakım yok" diyen Mustafa Türkay Sonel'in silahlı fotoğrafı ortaya çıktı
İçeriği Görüntüle

ORTAK HAFIZAMIZ: MEHTER
Tarih, bir milletin keyfine göre parçalara ayrılacak bir alan değildir; milleti millet yapan, onun ortak hafızasıdır. Bir milletin geçmişini yok saymak ya da belli dönemlerini görmezden gelmek basit bir tercih değil, açık bir tarih bilinci yoksunluğudur.
Türk tarihi bir bütündür. Bu bütün; Orhun’dan Selçuklu’ya, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan kesintisiz bir sürekliliği ifade eder. Bu sürekliliğin önemli parçalarından biri de mehterdir. Mehter, sıradan bir müzik türü değil; bir medeniyetin sesi, bir ordunun disiplini ve bir milletin hafızasıdır.
Bu topraklara ait olan, bu coğrafyanın ruhunu taşıyan ve özü sağlam olan her insan, mehteri duyduğunda derinden etkilenir. Kökleri Orhun Kitabeleri’ne kadar uzanan askerî müzik geleneği, Osmanlı’da kurumsallaşarak zirveye ulaşmıştır. “Kübürge”den “tuğ”a uzanan bu tarihsel çizgi, mehterin tesadüfi değil; köklü ve derin bir birikimin ürünü olduğunu açıkça ortaya koyar.
Buna rağmen mehter üzerinden yürütülen tartışmaların önemli bir kısmı, ne yazık ki tarihsel gerçeklerden ziyade ideolojik önyargılara dayanmaktadır. Bir kültürel mirası anlamaya çalışmak yerine onu küçümsemek ya da reddetmek, eleştiri değil; bilgisizliğin ve geçmişle sağlıklı bir ilişki kuramamanın yansımasıdır.
Unutulmamalıdır ki Türk milletinin tarihi ne 1920’de ne de 1923’te başlar. Türk milleti köklü bir millettir. Mete Han’dan günümüze kadar kurulan her devlet bu tarihsel mirasın bir parçasıdır. Mehter de bu mirasın yaşayan unsurlarından biridir.
Mehter, savaş meydanlarında askere cesaret veren, düzen sağlayan ve kolektif ruhu diri tutan bir yapıydı. Bugün ise millî törenlerde ve anmalarda yaşamaya devam eden toplumsal hafızamızın güçlü bir sembolüdür. Bu kadar açık bir tarihsel ve kültürel değeri tartışmaya açarken, en azından asgari düzeyde tarih bilinci ve saygı göstermek abartı değildir.
Elbette toplum içinde farklı görüşler olacaktır. Ancak bu farklılıklar, ortak değerleri hedef almak ya da itibarsızlaştırmak üzerinden ifade edildiğinde, bu durum bir fikir ayrılığından çıkar ve toplumsal bağları zedeleyen bir tutuma dönüşür.
Gerçek şu ki; bu topraklara ait hiçbir değer keyfi biçimde reddedilemez. Mehter de bu milletin ortak mirasıdır. Bundan rahatsızlık duymak ise çoğu zaman tarihsel bütünle kurulan sorunlu ilişkinin bir göstergesidir.
Bu nedenle, bu vatanı sahiplenen herkes şunu açıkça kabul etmelidir: Göktürk de bizimdir, Selçuklu da, Osmanlı da… Türkiye Cumhuriyeti de bizimdir. Bu tarih bir bütündür ve bu bütünü reddetmek, aslında kendini inkâr etmektir.