Mazlumların Kanı Üzerinden İnşa Edilen Meşruiyet: İran–İsrail Çıkmazı

Ortadoğu’nun son yüzyılına bakıldığında, bölgedeki istikrarsızlığın tesadüf olmadığı açıkça görülür. Bu coğrafyada sürekli akan kanın arkasında yalnızca etnik ya da mezhepsel farklılıklar değil; bu farklılıkları sistematik biçimde kullanan ve birbirinden beslenen güç odakları vardır. İran, ABD ve İsrail, ideolojik olarak birbirine zıt görünmelerine rağmen, pratikte Ortadoğu’daki çatışma düzeninin iki temel sütunudur.
Uluslararası siyasette en çok istismar edilen kavramlardan biri “dostluk”tur. Devletler arasında dostluk değil, çıkar vardır. Ancak bazı ilişkiler yalnızca çıkar temelli değil, derin bir fıtrat uyumsuzluğunu da içinde taşır. Akrep ile kurbağanın hikâyesi bu durumu anlatır: 
Akrep karşıya geçmek için kurbağaya muhtaçtır ama yine de sokar. Çünkü akreptir; fıtratı budur.
İsrail–İran ilişkisi de bu masala fazlasıyla benzemektedir. İsrail, varlığını sürekli bir tehdit algısı üzerinden meşrulaştırırken; İran, devrim ihracı ve “Şii Hilali” söylemiyle bölgesel nüfuzunu genişletmektedir. Bu iki yapı, karşıtlıklarını diri tutarak hem iç kamuoylarını konsolide etmekte hem de vekâlet savaşları üzerinden bölgeyi istikrarsızlaştırmaktadır.
İsrail için İran tehdidi, sınırsız askerî güç kullanımının gerekçesi olurken; İran için İsrail ve ABD karşıtlığı, mezhepçi yayılmacılığın ideolojik kılıfına dönüşmektedir. Bu nedenle İran olmadan İsrail’in, İsrail olmadan da İran’ın Ortadoğu’daki mevcut pozisyonunu sürdürmesi son derece güçtür.
İran’ın son kırk yıllık politikaları incelendiğinde, mezhep eksenli bir stratejinin sistematik biçimde uygulandığı görülür. Yemen’de Husiler, Irak’ta Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah, Suriye’de Esed rejimi üzerinden yürütülen politikalar; binlerce Sünni Müslüman’ın hayatına mal olmuş, milyonlarcasını yerinden etmiştir. Kanlı el Kasım Süleymani’nin bir “direniş kahramanı” olarak sunulması, bu yıkıcı müdahalelerin üzerini örten bir propaganda aracından ibarettir. Bu tablo, İran’ın savunmacı bir aktör değil, çatışmayı derinleştiren aktif bir güç olduğunu göstermektedir.
Gazze meselesi de bu bağlamdan bağımsız değildir. Filistin halkının haklı davası, bölgesel güçlerin hesaplaşma alanına dönüştürülmüş; İran’ın Hamas ve benzeri yapılar üzerinden yürüttüğü strateji, İsrail’in orantısız yıkım politikalarına zemin hazırlamıştır. Mazlum halklar, bu güç mücadelesinde bir kez daha yalnızca “araç” olarak görülmüştür. Şu soru sorulmalıdır:
Neden İran, ABD ve İsrail’e karşı kuzu; Müslüman coğrafyalara karşı aslandır?
Çünkü mesele İsrail ya da ABD değildir. Mesele güçtür, nüfuzdur ve emperyal denklemde kapılan yerdir. İran, anti-emperyalist söylemine rağmen sistemin bütünüyle dışında değildir. Aksine, kontrollü gerilimlerle varlığını sürdüren ve zaman zaman Batı için “kullanışlı düşman” rolünü üstlenen bir aktördür. İsrail’le ilişkisi de bu denklemin parçasıdır: Kavga vardır ama kopuş yoktur; tehdit vardır ama mutlak bedel yoktur.
İran’ın yıllardır hayalini kurduğu “Şii Hilali”nin ortaya çıkardığı tablo ibretliktir.
Irak, İran’ın nüfuz oyunlarıyla ABD’ye teslim edilmiştir.
Suriye, Rusya, ABD, İsrail ve PYD’nin paylaşım alanına dönüşmüştür.
Seyyid Ahmed Arvasi’nin “Müslüman katilleri” ifadesi tam da bu noktaya işaret eder. Bugün İslam dünyasında yaşanan büyük yıkımların önemli bir kısmı, dış müdahaleler kadar mezhepçilik ve iktidar hırsının ürünüdür. Ne İran’ın devrim ihraç eden Şiiliği ne de Suud’un petrol destekli Vahhabiliği İslam’ın özünü temsil etmektedir.
Bu kaotik ortamda Türkiye, mezhepçilikten uzak, diplomasi merkezli, kendi güvenliğini odak alan ve insani hassasiyetleri önceleyen farklı bir çizgide durmaktadır. Türkiye’nin yürüttüğü bu politika, çoğu zaman İran, İsrail ve ABD’nin çıkarlarına rağmen sürdürülmektedir. Amaç; nüfuz alanı genişletmek değil, kanı durdurmak; krizden kazanç sağlamak değil, insani bir çözüm üretmektir.
Sonuç olarak Ortadoğu’daki trajedi, ne yalnızca mezheplerin ne de halkların eseridir. Bu kanlı düzen, düşmanlıkla beslenen devlet akıllarının ürünüdür. Bu düzen yıkılmadıkça, mazlumların çığlığı güç sahiplerinin gürültüsü arasında kaybolmaya mahkûmdur.
Velhasılıkelam:
İran = İsrail’dir, ABD’dir.
Biri açık düşman, diğeri sahte müttefiktir. Her ikisi de Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren aynı vampir düzenin farklı yüzleridir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.