EMPERYALİZMİN KISKACINDA Kİ TÜRKİYE II

Emperyalizm bir ülkeye sadece silahla girmez. Silahla bir ülkeye girmek en zor ve maliyetli yoldur. Çoğu zaman başarılı da olmaz. O ülkenin insanlarının duygu ve düşüncelerini eğitim yoluyla yönlendirerek kendi istekleriyle ve inanarak kapılarını açarlar. Kendi işbirlikçileri yoluyla bunu çok kolay başarırlar.
Şimdi bu anlaşmalarda neler olmuş kısmına gelerek kısaca inceleyelim:
23 Şubat 1945 yılında ödünç verme ve kiralama antlaşması ABD ile imzalanan ilk anlaşmadır. Anlaşmanın temel içeriği ülkemize ABD’nin II. Dünya savaşından kalan silahlarının verilmesidir.
Anlaşmanın 5. Maddesi ‘’ABD başkanı antlaşma yapıldığı sıradaki savaş durumu sona erdiğinde, gerekli gördüğünde bu malzemeden elde kalanları geri isteyebilecek. 2.maddesi ‘T.C hükümeti sağlayabilmek vazifesinde bulunduğu müsaade edebileceği maddeleri, hizmetleri, kolaylıkları veya bilgileri ABD’ye temin edecektir.’ ile 10 milyon dolara ülke esir alınmış oldu.Her iki maddenin anlamı; silahlar Türkiye’nin malı değil, ‘kolaylıklar’ sözü ise ABD ülkemizde istediği her noktaya üs, tesis kurabilir anlamı ile ucu açık bir anlaşmaya imza atmış oluyordu.
27 Şubat 1946 yılında kabul edilen anlaşma ile bu silahları almak için ABD’den 10 yıl vadeli ödenmek kaydıyla 10 milyon dolar kredi alıyordu. Oysa gerçekte alınan bir kredi yoktu. Kendi savaş artığı malzemeleri vermediği bir para ile bize satmış oluyordu. Bu şekilde ABD hem silahların ülkesine geri götürülme maliyetinden kurtuluyor, hem çoğu kullanılmayan silahları satıyor hem de uygun görmesi halinde istediği silahı karşılıksız geri alabiliyordu.
Tam bir teslimiyet anlaşması.
12 Temmuz 1947 tarihinde Truman Doktrini ile ABD uydusu olmanın yolu bulundu. Dönemin Dışişleri Bakanı Hasan Saka ve ABD Ankara Büyükelçisi Edwin Wilson arasında imzalanan bu anlaşma Türkiye’nin yazgısının değiştiği tarihtir. Bu anlaşma ülke ile gerek askeri, gerek siyasi, gerekse kültürel yönden ABD emperyalizminin kontrolü altına giriyordu. Darbelerde ABD tarafından kullanılan ‘bizim çocuklar’ ifadesi de bu anlaşmanın ürünüdür. İnönü imzaladığı anlaşmanın ne anlama geldiğini 1964 yılında Kıbrıs’ta Rumların Türklere uyguladığı soykırım sırasında garantör devlet olmasına rağmen ellerinin kollarının nasıl bağlandığını görmesiyle anlayacaktır. ABD Başkanı Johnson’un 3 Haziran 1964 yılında kaba bir dille yazdığı askeri müdahaleden yana olmadıklarını ve Rus tehdidinden Türkiye’yi korumayacaklarını belirten mektupla daha net görmüş oluyordu. Burada detaylara girmeyeceğim ancak araştırmaya meraklı olanların bu anlaşmanın ve mektubun detaylarını okumalarını öneriyorum. Velhasılıkelam, verilen silahlar ancak ABD izin verirse kullanılabiliyordu.
ABD Dışişleri Bakanı General Marshall’ın 1947 yılında Harvard Üniversitesinde yaptığı konuşmada ‘Avrupa’nın kalkınması’ için ön görülen plan olan ve 4-8 Temmuz 1948 tarih ve 5253 sayılı yasayla onaylanan Marshall Yardımıyla ülkemiz ABD’nin uydusu olmayı kabul etmiş oluyordu.
Bu antlaşma ile ülkemiz ABD’nin pazarı haline gelmiş, ülkemizin bütün ekonomik kaynaklarını saptama, denetleme, kontrol altına alma hakkını elde etmiştir. Anlaşmanın propagandasını yapma görevi de ülkemize verilmiş dönemin gazetelerinde manşet olarak boy boy yardımlar övülmüştür. Ne demek istediğimi anlamak isteyenler bu maddelere bakabilir.
27 Aralık 1949 yılında ABD ile imzalanan ve gelecek nesillerin yetişmesini ipotek altına aldığımız Türkiye/ABD arasında eğitim komisyonu (Fulbright Antlaşması) kurulması anlaşmasıyla gelecek nesillerin yetişmesi de ipotek altına alınmış oluyordu. Geleceğin yöneticileri, bilim adamları, askerleri, yargıçları ABD politikaları doğrultusunda yetiştirilmesi teminat altına alınmış oluyordu. Yine bu anllaşma ile neler kaybettiğimizi öğrenmek isteyenler daha önce üç bölüm halinde Gazete61.net isimli internet sitesinde yayınlanan köşe yazımı yada anlaşmanın tam metnini internet üzerinden bularak okumalarını öneririm.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Selahattin yılmaz 4 ay önce

Teslimiyeti müttefiklik olarak millete yutturmuşlar. Şu anda yaşanan sancılı dönem teslimiyetten kurtulma mücadelesidir. İnşAllah başaracağız.

Avatar
CELAL KARA 4 ay önce

'Emperyalizm bir ülkeye sadece silahla girmez. Silahla bir ülkeye girmek en zor ve maliyetli yoldur. Çoğu zaman başarılı da olmaz. O ülkenin insanlarının duygu ve düşüncelerini eğitim yoluyla yönlendirerek kendi istekleriyle ve inanarak kapılarını açarlar. Kendi işbirlikçileri yoluyla bunu çok kolay başarırlar.' bu cümle yeter de artar bile.