Türkiye, yaklaşık bir buçuk yıl sonra yapılması beklenen Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine doğru ilerliyor.
Ancak siyasetin gündemine, özellikle de iktidara talip olan muhalefet partilerinin çalışmalarına baktığımızda, sahadaki hareketlilikle siyaset merkezindeki tartışmalar arasında ciddi bir kopukluk olduğunu görüyoruz.
Esnaf siftah yapmakta zorlanıyor. Emekli geçim mücadelesi veriyor. Çalışan aldığı maaşla ay sonunu getirmeye çalışıyor. Gençlerin gelecek kaygısı büyüyor. Çiftçi, alın terinin karşılığını alamamaktan şikâyet ediyor. İşte milletin gerçek gündemi bu.
Millet artık boş eleştiri, siyasi polemik ve “dostlar alışverişte görsün” anlayışıyla yapılan üst perdeden açıklamalar dinlemek istemiyor. Aksine çözüm istiyor.
“İktidar değişsin, gitsin; kim gelirse gelsin” demek tek başına bir siyaset programı değildir. İktidara talip olanların millete şunu açıkça anlatabilmesidir:
Siz geldiğinizde Türkiye'de ne değişecek ve bunu nasıl yapacaksınız?
Ekonomiyi, enflasyonu nasıl düşüreceksiniz? Üretimi nasıl artıracaksınız? Emeklinin, esnafın, çiftçinin ve dar gelirlinin yükünü nasıl hafifleteceksiniz?
En önemlisi… Bütün bunları hangi kaynakla yapacaksınız?
“Şunu vereceğiz, bunu yapacağız” demek kolaydır. Atalarımızın dediği gibi "bekâra karı boşamak kolaydır"
Mesele iktidara geldiğinizde verilen sözlerin kaynağını, yöntemini ve takvimini ortaya koyabilmektir. Velhasıl millet artık bol keseden vaat değil, uygulanabilir, somut program görmek istiyor.
Türkiye yalnızca ekonomik sorunlarla karşı karşıya değil. Çevremizde savaşlar ve çatışmalar devam ediyor. Rusya-Ukrayna savaşı, Gazze başta olmak üzere Ortadoğu kan ve istikrarsızlık içinde. Suriye ve Irak'taki gelişmeler Türkiye'nin güvenliğini doğrudan etkiliyor.
Böylesine kritik bir coğrafyada Türkiye'yi yönetmeye talip olanların dış politika ve savunma politikası konusunda da ne düşündüğünü bilmek milletin hakkıdır.
Türkiye'nin son yıllarda geliştirdiği savunma sanayii projeleri devam edecek mi? Yerli üretim ve teknoloji konusunda nasıl bir yol izlenecek? Bunlar siyasi polemik konusu olmaktan çok daha önemli meselelerdir. Çünkü konu doğrudan Türk milletinin güvenliği ve bağımsızlığı ile ilgilidir.
Elbette her proje eleştirilebilir. Kamu harcaması denetlenebilir. Yanlış yapan varsa hesabı sorulabilir. Ancak savunma sanayii gibi stratejik bir alanı “şunun damadı”, “bunun yeğeni”, “kalorifer peteği”, “motoru var mı, yok mu”, “kaputu şöyle, kasası böyle” seviyesine indirgemek Türkiye'ye bir şey kazandırmaz.
Türkiye'nin savunma sanayii konusunda geçmişte yaşadığı acı tecrübeler ortadadır.
Vecihi Hürkuş'un, Nuri Demirağ'ın, Nuri Killigil'in yaşadıkları ve yerli üretim konusunda karşılaşılan engeller, Türkiye'nin kendi teknolojisini geliştirme çabasının ne kadar zor bir süreç olduğunu göstermektedir. Devrim otomobili tecrübesi de bu açıdan hafızalarımızdaki önemli örneklerden biridir.
Yapılması gereken:
Başarılı olanı korumak, yanlış olanı düzeltmek, eksik olanı tamamlamak ve Türkiye'nin teknolojik bağımsızlığını daha ileri taşımak. Türk milleti gerçekten bunu bilmek istiyor.
Türkiye'nin önündeki bir diğer kritik başlık, terörün sona erdirilmesine yönelik yürütülen süreçtir. Meclis'te yapılan düzenlemeler ve yürütülen çalışmalar konusunda siyasi partilerin artık açık ve anlaşılır bir tutum ortaya koyması gerekiyor.
Devletin üniter yapısı, milli egemenlik ve ülkenin güvenliği konusunda hangi kırmızı çizgiler korunacak?
Tabi Türkiye'nin terörden kurtulması, hepimizin ortak temennisidir.
Ancak böylesine önemli bir konuda milletin bilmediği, anlamadığı veya gelecekte ne sonuç doğuracağı konusunda soru işaretleri bulunan bir tabloyla ilerlemek doğru değildir. Şeffaflık endişeyi azaltır.
Adeta bir terör örgütü gibi hareket eden İsrail'in bölgedeki politikalarına karşı Türkiye nasıl bir tutum izleyecek?
Filistin konusunda hangi diplomatik ve siyasi adımlar atılacak?
Türk dünyasıyla ilişkiler nasıl geliştirilecek?
Körfez ülkeleri, Arap dünyası ve bölgedeki diğer ülkelerle ilişkiler hangi çerçevede yürütülecek?
Kamuoyunda “Mekke Anlaşması” olarak anılan girişim ve benzeri bölgesel anlaşmalar Türkiye açısından ne ifade ediyor? Bunlar aklı başında seçmenler için seçimden önce konuşulması gereken konulardır. Çünkü dış politika sloganlarla yürütülemez.
Mesela; Suriye'nin geleceğinde Türkiye'nin rolü ne olacak? Irak'la ilişkiler hangi zeminde geliştirilecek?Sınır güvenliği nasıl sağlanacak? Türkiye'nin ekonomik çıkarları nasıl korunacak?
Söz değil planla hareket edilir. İnsan betonla değil, tarımla, üretimle doyar. Üreten çiftçi ayakta kalamıyorsa, gençler köyden ve tarımdan kopuyorsa, Türkiye'nin geleceğini yalnızca ithalatla güvence altına alamazsınız.
Çünkü tarım sadece bir ekonomik faaliyet değil, aynı zamanda gıda güvenliği ve milli güvenlik meselesidir.
Türk milleti mevcut iktidarı yaklaşık 25 yıldır biliyor. Neyi doğru, neyi yanlış yaptığı konusunda zaten bir kanaate sahip.
Fakat bugün iktidara talip olanlara düşen görev, yalnızca mevcut iktidarın yanlışlarını sıralamak değil, kendi doğrularını ortaya koymaktır.
Ekonomi, savunma, terör, dış politika, tarım, Suriye ve Irak vs vs. konularında ne yapacaksınız?
Bu konuları başlık halinde değil. Nasıl yapılacağını, hangi kaynakla yapılacağını, ne kadar sürede sonuç alınacağını ve ortaya çıkabilecek sorunların nasıl aşılacağını bilmek istiyor.
Artık fildişi kulelerden çıkıp sahaya bakmanın, milletin gerçek gündemini dinlemenin ve Türkiye'nin geleceğine ilişkin ciddi, uygulanabilir ve somut bir yol haritası ortaya koymanın zamanı geldi.
Çünkü sandık geldiğinde aklı başında ve düşünen seçmen yalnızca:
“Kim iktidar olsun?” diye sormayacak. “Kim, bu ülkeyi nasıl yönetebilir?” sorusuna açık yüreklilikle cevap arayacak.
Ez cümle;
sandık geldiğinde seçmen yalnızca iktidarın neden gitmesi gerektiğini değil, sizin neden gelmeniz gerektiğini de bilmek isteyecek. Benden söylemesi.....





