Son dönemlerde Terörsüz Türkiye söylemini çokça duyuyoruz. Mecliste kurulan komisyon çalışmalarının ilk bölümünü bitirerek rapor yazım aşamasına geçti.
Türkiye Cumhuriyeti devleti daha öncede buna benzer bir süreci ‘çözüm süreci’ adı altında yürüttü. Örgüt bunu taviz olarak gördü ve sokaklara yığınak yaparak, hendekler açtı ve sonunda orayı temizlemek amacıyla yüzlerce vatan evladı şehadet şerbeti içti.
Şimdiki süreç mecliste İYİPARTİ hariç tüm partilerin katılımıyla yeni bir süreç başlatıldı. Adına da Terörsüz Türkiye süreci kondu. Bu sürecin Türkiye ayağı dışında, Kuzey Irak, İran ve Suriye ayağı var. Buna rağmen Türkiye’de hâlâ yaygın bir yanılgı var:
“Suriye’nin kuzeyi bizi ilgilendirmez, YPG orada, biz buradayız.” Oysa bugün Suriye’nin kuzeyinde kurulan yapı artık Suriye’nin iç meselesi değil; Türkiye’nin güneyine doğru ilerleyen, bilinçli olarak tasarlanmış bir coğrafî ve güvenlik çöküşü projesidir.
YPG/PKK klasik anlamda bir terör örgütü değildir. Eğer böyle düşünürsek sonunda büyük bir hayal kırıklığı yaşarız. Çünkü YPG yada SDG, ABD, İngiltere, İsrail ve Fransa tarafından adım adım devletleştirilen, sınırları, kurumları, güvenlik yapıları ve ekonomik altyapısı inşa edilen, adı henüz konulmamış ancak hedefi belli olan bir terör devleti hâline getiriliyor.
Türkiye bu kumpası yıkmak amacıyla 2019’daki Barış Pınarı Harekâtını başlattı. Hedef 432 kilometrelik sınır hattının temizlenmesiydi. ABD’nin diplomatik müdahalesiyle harekât 130 kilometrede durduruldu. Yıllardır üzerinde çalıştıkları Akdenize kadar uzanacak proje Türk devleti tarafından çökertiliyordu. Yani Türkiye’ye karşı kurgulanan garnizon devlet adım adım çöküyordu. ABD’nin bu diplomatik müdahalesi aslında Türkiye’nin zaman kıskacına hapsedilmesinden başka bir şey değildi. Bu sayede örgüt hem zaman hem de alan kazandı.
Bugün bölgeye baktığımızda ABD, YPG’yi üç sac ayağıyla koruyor:
Kalıcı askerî üsler,
Radar–İHA gözetleme ağı,
Yüz milyonlarca dolarlık kurumsallaşmış bütçe.
Velhasılı kelam Haseke, Rümeylan, Kamışlı artık geçici noktalar değil; bir devletin komuta merkezleri gibi çalışıyor. Asayişten istihbarata, yargıdan vergiye kadar tüm yapılar PKK kadrolarıyla doldurulmuş durumda.
Daha tehlikelisi ise Irak’ın kuzeyiyle Suriye’nin kuzeyinin tek bir PKK kuşağına dönüştürülmesi hedefleniyor.
KYB–PKK entegrasyonu, KDP’nin dâhil edilme çabaları ve İsrail’in bölgesel baskısı aynı haritanın parçalarıdır. Şayet bu birleşme tamamlanırsa Türkiye’nin 912 kilometrelik güney hattı baştan sona bir cepheye dönüşür. Bu, Türkiye tarihinin en büyük güvenlik kırılması olur. İşte Türkiye Cumhuriyeti Devleti bunu görerek kansız sorunu çözme çabasında. Toplumda “Terörsüz Türkiye” söylemiyle rahatlatılmaya çalışılıyor. Tabi bu benim bakış açım.
Peki örgüt ne yapıyor. Sürekli zamanı lehine kullanma, süreci geciktirme ve bir şekilde sabote etme derdinde. Aynen çözüm sürecinde olduğu gibi Suriye’den Türkiye içine kadro, lojistik ve hücre yapısı aktarıyor olabilir. Muhtemelen güvenlik güçlerimiz ve istihbarat birimlerimiz bunun farkında olmalı ki sürekli YPG’ye yıl sonuna kadar süren var diyerek işin ciddiyetinin farkında olduğunu gösteriyor. Yani yüksek perdeden yeni bir operasyon sinyali veriyor. Şunu hepimiz bir kere anlayalım; PKK artık dağda değil; sınırın ötesinden emperyal güçlerce beslenen iç ağ yapısı hâline geliyor.
Eğer bu süreç durdurulamazsa:
Türkiye güneyden kuşatılır, Arap havzasıyla coğrafi bağ kopar, Ekonomik ve demografik kırılma hızlanır, Meskun mahal çatışmaları geri dönülür ve Türkiye uzun yıllar yüksek terör ve güvenlik riski altında yaşar.
Sakın bunu bir ihtimal olarak görmeyin, emperyal güçlerin uzun yıllardır üzerinde çalıştığı mühendisliği yapılmış bir çökme planı olarak düşünün.
Son sözüm şudur:
Eğer Suriye’nin kuzeyi bugün kontrol altına alınmazsa, yarın Türkiye’nin güneyi kontrol edilemez hâle gelir. Bu bir dış politika yada ideoloji tartışması değil, egemenlik ve beka meselesidir.
Kimsenin buna itiraz etme lüksü de hakkı da yoktur. Yani bu uzun süreli bir irade savaşıdır. Sonunda kazanan Türk milleti olacaktır.
Terörsüz Türkiye Ve Suriye Zaman Kıskacı
15 Aralık 2025 Pazartesi 10:33







Bu tespitlerinize umarım kulak verilir