Asıl Hikâye Nerede Başlıyor? (1)

Ben komplo teorilerine inanmam. Eğer bir komplo teorisi kurulmuş ve bu gerçekleşmişse; ya bu teoriyi kuranlar yaymıştır ya da komplo teorisinin gerçekleşeceğini halka duyurmak ve korku salmak amacıyla birilerince piyasaya sürdürülmüştür.

TFF TRABZON İL TEMSİLCİSİ DEĞİŞTİ
TFF TRABZON İL TEMSİLCİSİ DEĞİŞTİ
İçeriği Görüntüle

İşte son zamanlarda Kurtlar Vadisi dizisi üzerindeki tartışmalara da böyle bakıyorum.

Türkiye'de bazı soruların zamanı vardır. Bir olay yaşanır, herkes konuşur, gerekli yorumları yapar. Sonra birden gündem değişmeye başlar. Unutulur ancak yıllar sonra ortaya bazı bilgi ve belgeler saçılmaya başlar. Eski kavgalar, eski dosyalar yeniden açılır, olayın tanıkları ortaya çıkar ve herkes “Ben biliyordum zaten” demeye başlar. Bu şekilde dün önemsenmeyen, önemsiz görünen şeyler bugün bambaşka bir anlam kazanır.

Ve insanın aklına ister istemez şu soru gelir:

Madem bütün bunlar yıllar önce gözümüzün önündeydi, her şey gözümüzün önünde gerçekleşiyordu da neden o zaman kimse fark etmedi?

Evet kıymetli okurlarım; bugün gündeme gelen Kurtlar Vadisi Pusu tartışması tam da bu soruyu önümüze koyuyor.

16 Eylül 2026'da Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı, eski MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu'nun 2011 yılında cezaevinde hayatını kaybetmesine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında diziyi incelemeye aldı. Dizideki “Kazım Kaşifoğlu” karakterinin işlenişi, bazı sahnelerdeki “FG” plakaları, mezar taşında Erdoğan ismi, bir dolar sahnesi ve belirli bölümlerde FETÖ lehine propagandanın, örtülü mesajların veya yönlendirmenin bulunup bulunmadığını incelemeye başladı.

Tabii ki bir incelemenin başlatılması, iddiaların doğru olduğunun kanıtı değildir. Ancak inceleme küçümsenecek bir gelişme de değildir. Çünkü artık tartışma sosyal medyada dolaşan birkaç görüntüden ibaret değildir. Bir adli soruşturma dosyasının parçası haline geldi. Türkiye'nin son 15-20 yıllık siyasi tarihine doğru yolculuk yaptırıyor bize.

Şöyle bir kronolojiye, örgüye bakacak olursak;

Eylül 2010 yılında Kaşif Kozinoğlu, kendi anlatımına göre dönemin MİT Müsteşarı'nın talimatıyla Asya Bölgesi'ne Başmüşavir olarak atanıyor. Afganistan, Türk Cumhuriyetleri ve farklı dış görevlerde çalışmış deneyimli bir istihbarat görevlisiydi.

Bir anda Mart 2011 yılında Kozinoğlu ile ilgili OdaTV soruşturması kapsamında gözaltı kararı veriliyor ve ardından tutuklanıyor.

13 Kasım 2011 yılında mahkemede vereceği ifadeye kısa bir süre kala Kozinoğlu, Silivri Cezaevi'nde şüpheli bir şekilde kalp krizinden hayatını kaybediyor.

Ölümü o günlerde çok tartışıldı. Ancak nedense kamuoyunu ikna edici bir sonuca varılamadı. Bugün dosya yeniden soruşturma konusu oldu.

Bu zaman zarfında ülkemizde ilginç olaylar olmaya başladı.

7 Şubat 2012'de dönemin MİT Müsteşarı, bazı MİT mensuplarıyla birlikte Oslo görüşmeleri nedeniyle ifadeye çağrıldı. Bu olay, dönemin Başbakanının ameliyat için hastaneye yatışı sırasında gerçekleşiyor. Dönemin Cumhurbaşkanı, basına yansıyan haberlere göre MİT Müsteşarı'na direnmemesini söylüyor. Ancak Başbakan tam aksi tavır ortaya koyarak gerekli direnişin gösterilmesi talimatını veriyor. Bu durum Türkiye'nin istihbarat teşkilatı ile yargı-emniyet eksenindeki büyük bir çatışmanın ya da örtülü bir çatışmanın artık açık biçimde görünür hâle geldiğini gösteriyordu.

Sonrası hepinizin malumu; yakın dönemimizin kritik dönemeçleri başlıyor.

2013'te Gezi Parkı olayları ve Çözüm Süreci...

Aynı yıl Akil İnsanlar Heyeti...

17-25 Aralık 2013'te yargı ve emniyet üzerinden hükümetin en üst kademelerine uzanan soruşturmalar...

2014'te MİT'e ait olduğu belirtilen görüşme kayıtlarının sızdırılması ve devamında FETÖ'ye yönelik mücadelenin sertleşmesi ile birlikte örgüt ile hükümet arasındaki savaş tamamen ayyuka çıktı.

Artık örgütün tek çaresi kalmıştı: Hükümetin alaşağı edilmesi.

Ve nihayet, 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti, askeri darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı.

Şimdi bütün bu kronolojiyi önümüze koyup şu soruyu sormak gerekiyor:

Kurtlar Vadisi Pusu bu hikâyenin neresinde duruyordu?

Kurtlar Vadisi 2003'te başlayıp 2005 yılında 97. bölümün ardından sona eriyor. Tabii o dönemde senaristler arasında Osman Sınav da var. 2007 yılında bu sefer Kurtlar Vadisi Pusu başlıyor ve kesintisiz olarak 2016 yılına kadar devam ediyor.

Dizi yayınlanırken Türkiye'de hayat duruyor; neredeyse tüm Türkiye soluksuz diziyi izliyor. Yani bugün yeniden sorulan soruların cevabı, dün televizyon ekranlarında milyonlarca insanın gözü önündeydi.

Polat Alemdar'ı da, Aslan Akbey'i de, Mehmet Karahanlı'yı da, Konsey'i de, İhtiyarlar'ı da, istihbarat örgütlerini de, mafya yapılanmalarını da, devlet içindeki güç mücadelelerini de orada izlemiştik.

Gerçek hayattaki olaylarla benzerlikleri yıllarca tartışıldı. Karakterler tartışıldı. Binlerce yorum yapıldı. Peki ne değişti de bugün tartışma yine alevlendi?

Bir sahnenin anlamı, onu izleyen toplumun yaşadığı tarihsel tecrübeyle değişebiliyor. 2003'te izlediğiniz bir “derin devlet” sahnesi başka bir anlam taşır. 2013'te izlediğiniz aynı sahne başka bir anlam taşır. 15 Temmuz'dan sonra aynı sahneye baktığınızda ise zihninizde bambaşka çağrışımlar oluşabilir.

İşte Kurtlar Vadisi tartışmasının en önemli tarafı burada.

Aynı görüntü, farklı yıllarda farklı siyasi anlamlar kazanabiliyor. Eski bölümlere bakıp “İşte kanıt!” demek ne kadar eksikse, “Bu sadece diziydi” deyip meseleyi geçiştirmek de yanlıştır.

2003 yılında başlayan temel çatışması; devlet, mafya, istihbarat, siyaset ve uluslararası güç ilişkileri üzerine kuruluydu. 2007 yılında başlayan Kurtlar Vadisi Pusu dizisi ise geleceğe dair öngörüleri içeriyordu. Asıl dikkat çekici olan ve insanları kendine bağlayan da buydu.

Kurtlar Vadisi'nde Aslan Akbey'in temsil ettiği çizgi Türkiye'nin kendi iradesini korumasıydı. İkinci dizi Kurtlar Vadisi Pusu'da ise Mehmet Karahanlı, yalnızca bir mafya patronu olarak değil, Türkiye üzerindeki uluslararası güç ilişkilerinin bir temsilcisi olarak konumlandırılmıştı.

Velhasıl, ilk diziyi doğrudan “FETÖ projesi” olarak etiketlemek ne kadar yanlışsa, Kurtlar Vadisi'ni tek bir siyasi etikete sıkıştırmak da dizinin bütün hikâyesini açıklamak için yeterli değildir.

Sorulması gereken soru şu bence:

Pusu dizisi değişen Türkiye'yi mi anlatıyordu, yoksa Türkiye'nin değişen siyasi atmosferini şekillendiren aktörlerden biri miydi?

İşte bu sorunun cevabı Cumhuriyet Savcılarının çalışmaları sonrasında ortaya çıkacak.

2007'de Kurtlar Vadisi Pusu başladı. Türkiye'nin siyasi atmosferi de değişmeye başladı. Pusu'nun anlatısı; devlet içindeki yapılanmalardan uluslararası güç mücadelelerine, istihbarat savaşlarından siyasi operasyonlara kadar uzanan çok daha geniş bir alana yayıldı.

İşte burada düğümlenen konunun bugün soruşturması yapılıyor.

Dizinin bazı bölümleri, belirli bir örgütün lehine propaganda veya örtülü mesaj işlevi gördü mü?

Senaryoyu yazan, danışmanlık yapan, bölümler hangi tarihte çekildi, o bölümler çekilirken yaşanan siyasi olaylar neydi, karakterlerin gerçek kişilerle ilişkisi var mıydı, yapımcılar veya senaristler herhangi bir kişi ya da yapıdan talimat aldı mı?

Daha da önemlisi: Bu iddiaları destekleyen somut delil var mı? Bugünkü savcılık incelemesi tam olarak burada önem kazanıyor.

Bugünkü soruşturmayı ilginç hâle getiren en önemli ayrıntılardan biri “Kazım Kaşifoğlu” karakteri.

Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı'nın açıklamasına göre karakterin “vatan haini” olarak gösterilmesi ve sonrasında öldürülmesi, Kozinoğlu dosyası kapsamında incelenen hususlardan biri. Bazı sahnelerdeki “FG” plakaları, “Erdoğan” isimli mezar taşı, “Boğaz Köprüsü sahnesi” de aynı kapsamda araştırılıyor.