PAYLAŞILAMAYAN KARALAR

Son zamanlarda özellikle Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetleri, Karadeniz’de bulunan fosil yakıtlar ve Ege adaları ile ilgili yaşanan kıta sahanlığı sorunları nedeniyle neredeyse Yunanistan ile savaşın eşiğine geldik. Bu temel sorunlarda Emperyal devletler her zaman olduğu gibi Avrupa’nın şımarık çocuğu Yunanistan’ın yanında tavır almışlardı. 
Siyasi ve askeri alanda güçlü olur bunu yerli silah sanayii ve güçlü ekonomi ile desteklersen hem sahada hemde masada güçlü olursun. Ülkemiz günümüz şartlarında istenilen seviyede olmasa da geçmişe baktığımızda günümüzde çok güçlü konumda. 
Ege ve Akdeniz’de hem siyasi hemde hukuki sorun teşkil eden, adını Osmanlı dönemindeki adalar grubunu yöneten 12 kişilik meclisten alan Menteşe Adaları (12 Adalar) sorununa antlaşmalar ışığında olabildiğince tarafsız bir gözle bakmaya çalışalım. 
İtalyan’lar 1911 yılında Trablusgarb'a saldırmış, subaylarımızı da oradan çekmemiz için Rodos ve 12 Ada'yı da geçici olarak işgal etmiştir. Ardından askerlerinizi Trablusgarp'tan çekmezseniz adalara el koyarız diyerek Osmanlı Devletini bir barış antlaşmasına zorlamıştır. 18 Ekim 1912 tarihinde Uşi (1.Lozan) anlaşmasıyla kullanım hakkı Balkan savaşları bitene kadar İtalyanlara verilmiştir. 
Devam eden süreçte, 30 Mayıs 1913 tarihinde Londra antlaşmasının 5. Maddesi ile Birinci Balkan Savaşı’nda Yunanistan tarafından işgal edilen Kuzey Ege Adaları ve Meis Adası’nın geleceği hakkında karar verme yetkisi Almanya, Avusturya-Macaristan, İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya’ya verildi. Bu ülkelerde 13-14 Şubat 1914’te Yunanistan ve Türkiye’ye birer nota ile Gökçeada, Bozcaada ve Meis Adası Türkiye’ye, işgal altındaki diğer Ege adaları ise silahlandırılmamak ve askeri amaçlarla kullanmamak şartıyla Yunanistan’a verildi. Burada sadece kullanım hakkı verilmiş egemenlik hakkı verilmemiştir. Ancak 1.i dünya savaşı başlarken İtalya; 1915 Uşi Antlaşması’nın kendisine yüklediği yükümlülükleri feshettiğini, Rodos ve 12 Adalar’dan çekilmeyeceğini açıklayarak adalardaki işgaline devam etmiştir. 
Birinci dünya savaşının bitimiyle birlikte yani 1919 yılında savaşın galipleri ABD, İngiltere ve Fransa 12 Adalar ile Kızılhisar (Meis) adasını Yunanistan’a vermişlerdir.
Savaşın Almanya ile birlikte mağlubu sayılan Osmanlı Devletine 10 Ağustos 1920'de imzalatılan Sevr Antlaşmasının 122.maddesinde ‘Osmanlı Devleti elyevm İtalya'nın taht-ı işgalinde bulunan Cezayir-i Bahr-i Sefid adaları yani: Stampalya, Rodos, Herkit, Kerpe, Kaşot, Piskopis, İncirli, Kalimnos, Loryos, Patnos, Limpos, Sümbeki, İstanköy adaları ile bu adalara tabi cezayir-i sagire ve (Kastellorizon, Mis) ve Kos adası üzerindeki kâffe-i hukuk ve tasarrufatından İtalya lehine olarak feragat eyler’ diyerek adalar tekrar İtalya’ya bırakılmıştır. 
Kurtuluş savaşının kazanılması ile birliket yeni Türkiye Cumhuriyetinin tapu senedi sayılan Lozan Barış Antlaşma görüşmeleri başladığında, İtalya 12 Adaların konferansta görüşülmemesini isteyerek bunu 1922 yılında İtalya Başbakanı Mussolini Lozan heyetinin başında bulunan İsmet Paşaya bizzat ifade etmiştir. 
Bunun üzerine imzalanan Lozan Antlaşmasının 15.maddesiyle Türkiye ‘Elyevm İtalya'nın taht-ı işgalinde bulunan Astampalya, Rodos, Kalki, Skarpanto, Kazos, Piskopis, Misiros, Kalimnos, Leros, Patmos, Lipsos, Sombeki ve İstanköy adaları ile bunların tevabiinden olan adacıklar ve Meis [Kastellorizo] adasından Türkiye zirde tadat olunan adalar üzerindeki bilcümle hukuk ve müstenidatından İtalya lehine feragat eder’ denilerek daha önceki anlaşmalarda olduğu gibi İtalya adına adalar üzerindeki haklarından vazgeçmiştir. 
İtalya kendisine verilen adaları 5 Haziran 1924 yılında ilhak ederek “İtalyan Ege Adaları adı altında kendi topraklarına katmış adalar halkı İtalyan halkı sayılmış, Rodos ve İstanköy’deki Türklere cemaat olarak teşkilatlanma ve kendi yönetim kurullarını seçme hakkı verilmiştir"(1925)
Lozan ve öncesindeki tüm antlaşmalara rağmen burnumuzun dibimize kadar sokulmuş olan adalar ile ilgili sorunlar hiçbir zaman bitmemiştir. İtalyanların adaları silahlandırması sorunların temel nedenlerinden birini oluşturmuştur. 

Lozan madde 12’de aykırı bir hüküm bulunmadıkça Asya kıyısından 3 milden az bir uzaklıkta bulunan adalar, Türk egemenliği altında kalacaktır. Madde 15’de Rodos ve 12 Ada’nın bağlı adacıklarından bahsedilirken, Meis için bağlı adacıklardan bahsedilmemiştir. Yani Meis’in etrafındaki adacıklar ile ilgili sorun çözüme kavuşmamıştır. Bu sorunu çözmek amacıyla İtalya ve Türkiye arasında 1932 yılında yapılan ve 1933 yılında onaylanan Ankara antlaşma ile ada etrafında bulunan adacıklardan 19’u Türkiye’ye 11’i İtalya’ya bırakılmıştır. Bu anlaşma ile İtalya ile Türkiye arasında çizilen sınır uluslararsı hukaka göre çizilmiş tek deniz sınırı anlaşmasıdır. Günümüzde ise Ege Denizinde ki kıta sahanlığı 6 deniz mili olarak uygulanmaktadır. Ancak bu deniz sınırı her hangi bir anlaşma ile belirlenmemiştir.
Türk Dışişlerinin Lozan antlaşması 12. ve 15.maddeleri kapsamında egemenliği İtalya ve Yunanistan’a devredilen adalara ilişkin yaptığı incelemede; Ege Denizi’nde yüzlerce adanın sahipsiz olduğunu tespit etmiş, durumdan Atatürk haberdar edilmiştir. Atatürk bu adaların aidiyetinin ülkemize geçmesi için talimat vererek tabelalar, deniz fenerleri ve küçük jandarma karakolları kurdurmuştur. Bu şekilde Ege Denizinde bulunan bazı küçük adacıklar ülkemizce muhafaza edilmiştir. 
Benim bu anlaşmalardan anladığım; 12 adaların Lozan’a kadar kullanım hakkı İtalyanlara bırakılmışsa da fiili olarak da İtalyan devletine verildiği görülmektedir. Yine Lozan antlaşması ile yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından da bu durum tescil edilmiştir. 
Görüldüğü üzere Ege adalarındaki temel sorun mülkiyet hakkından çok kıta sahanlığı sorunundan kaynaklanmaktadır. Bu sorunlar ikinci Dünya savaşında da devam etmiştir. İkinci Dünya savaşında zor durumda kalan Almanya ülkemizi kendi yanında savaşa sokmak amacıyla işgal ettiği 12 Adaları 1943 yılında Alman Büyükelçisi Von Papen aracılığı ile ülkemize vermeyi teklif eder. Bu teklifi dönemin Başbakanı Saraçoğlu o dönem Kars ilinde gezide bulunan Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye iletmiştir. 
İsmet İnönü 2.dünya savaşının şartlarını da göz önünde bulundururak, Kars’ın Sovyet işgalinden çekinmekte, böyle bir saldırı olması durumunda durudurulamayacağından bahisle İngiltere ve ABD ile ilişkileri bozmak istememektedir. Bir Rus saldırısına karşı ABD ve İngiltere'nin desteğini alabilmek, Almanlar’ın oyununa gelmemek için adaların ülkemize teslimini kabul etmiyor. Bu durumu okuyucularımızın takdirine bırakıyorum.
Sonuç olarak II.Dünya savaşını Mihver Devletler olarak adlandırılan Almanya, İtalya ve Japonya savaşı kaybetti. İtalyan işgalinde kalan 12 adaların durumu müttefik devletler İngiltere, ABD, Sovyetler Birliği, Çin ve Fransa savaşa taraf olmayan Türkiye’nin davet edilmediği 10 Şubat 1947 tarihli Paris Antlaşmasıyla silahsızlandırılmak şartıyla Yunanistan’a bırakmışlardır. 
Savaşa girseydik durum ne olurdunun cevabını da yine siz okuyucularıma dönemin şartları dahilinde değerlendirerek kararını vermesini istiyorum. Burnumuzun dibindeki adalar sonuç olarak Yunanistan’a kaldı. Bugün adaların silahlandırılması ülkemize yeni bir anlaşma için yol açar mı sorusunun cevabını diplomatlarımız verecektir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ahmet selimoğlu 2 ay önce

Bütünüyle ele alınmış güzel bir analiz.

Avatar
Mehmet 2 ay önce

Lozan'da hem siyasi hemde hukuki olarak vazgeçmişiz. Paris Anlaşmasında ve öncesinde ele geçen fırsatı korkudan değerlendirememişiz