Cemil Alparslan Yazdı...
Amin Maalouf’un olduğu iddia edilen, Ortadoğu insanına dair şu söz düşündürücüdür:
"Her şeye üzülen ama hiçbir şeyle ilgilenmeyen insanlar…"
Belki de Ortadoğu’nun bitmeyen karmaşasını, sürekli kan ve gözyaşını anlamanın yolu tam da buradan geçiyor. Sadece dışarıdaki güçleri, sınırları, emperyal güçlerin sömürgeciliğini ya da başkalarının hesaplarını suçlamak kolaydır. Oysa insan, önce kendi payına düşen sorumluluğa bakmalıdır.
Lübnan bunun çarpıcı örneklerinden biridir. Fransız mandası döneminde şekillenen siyasal sistem, cumhurbaşkanlığını Marunî Hristiyanlara, başbakanlığı Sünnilere, meclis başkanlığını ise Şiilere bırakan mezhepsel bir denge üzerine kurulmuştur. Kâğıt üzerinde her grubun temsili ve bir denge vardır; fakat toplum kimlikler üzerinden bölündüğünde, kurumlar adalet üretmek yerine farklı grupların iktidar paylaşımına dönüşebilir.
Sorun yalnızca sistemlerde değildir. Asıl mesele, zihniyettedir. Çünkü her şey önce zihinde inşa edilir. Zihin inşasını kendi öz benliğine uygun yapmazsan sonun felaket olur.
Kur’an’ın Şûrâ Suresi’nin 30. ayetindeki, “Başınıza gelen bir musibet, kendi ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir; Allah yine de çoğunu affeder.” uyarısı, insanı önce kendisiyle yüzleşmeye çağırır.
Biz ne yaptık da bu kadar acıya maruz kalıyoruz?
Adalet, çok fazla kanun çıkarmakla değil, hakkın bilinmesinden ve hakkın sahibine verilmesinden doğar. Kanun çoğaldıkça adalet çoğalmaz. Adaletin arkasındaki ahlak ve hakkaniyet yoksa, en mükemmel hukuk sistemi bile biçimden ibaret kalabilir.
Eski Çin’e dair anlatılan cellat hikâyesi de tam burada anlam kazanıyor.
Mahkûm, gece boyunca eğlenmiş, sabah olduğunda ise başının hâlâ omuzlarında olduğunu sanmıştır. Cellat ise işini çoktan yaptığını söyler:
“Ayağa kalktığında kucağına düşecek başın.”
Belki Ortadoğu’nun hâli de buna benziyor. Felaketi yaşıyoruz ama hâlâ başımızın yerinde olduğunu sanıyoruz. Oysa ayağa kalkıp gerçeği görmek gerekiyor. Ortadoğu’nun karmaşasının yalnızca sınırlarla, dış müdahalelerle veya mezhep çatışmalarıyla açıklanamayacak kadar derin bir zihniyet boyutu var: Sorumluluktan kaçmak, kimliği hakkın önüne koymak, adaleti güçlünün iradesine bırakmak ve değişimi hep başkasından beklemek.
Atalarımız ne güzel söylemiş: “Kurmaca akıl kuşluğa kadar gider.” Dünyanın değişmesi isteniyorsa önce zihinler değişmeli.
Çünkü dönüşümün anahtarı siyasetten önce zihindedir. İnsan kendi payına düşen sorumluluğu görmeden, kendi kapısının önünü süpürmeden, yani kendi hatalarıyla yüzleşmeden Ortadoğu’da kalıcı bir düzen kurmak kolay değildir.
Bazen başımıza gelen felaketi anlamak için önce ayağa kalkmamız gerekir.
Ve sevgili okurlarım, şu cümleyle yazımı bitirmek istiyorum:
Ortadoğu bugün ne çekiyorsa, bunun altındaki sebeplerden biri Osmanlı’ya yaptıkları ihanettir. Osmanlı’yla birlikte tarihinin en rahat dönemlerinden birini yaşayan Ortadoğu, bugün Osmanlı’ya yaptığı ihanetle yüzleşmediği müddetçe huzura eremez.
Ez cümle;
Belki de artık mesele, kimin suçlu olduğunu anlatmaktan önce, kendi payımıza düşen gerçekle yüzleşme cesaretini gösterebilmektir.





