Osmanlı döneminde kasaba meydanlarında, panayırlarda ip cambazları gösteri yapardı. Halk gözünü yukarıya diker, cambazın ip üzerindeki yürüyüşünü nefesini tutarak izlerdi. İşte tam o sırada yankesiciler kalabalığın arasına karışır, insanların ceplerini boşaltırdı. Dikkatler dağılmaya başladığında suç ortakları bağırırdı: “Cambaza bak! Cambaza bak! Aha düştü, düşecek!”

Herkes başını yukarı kaldırıp cambazı izlerken aşağıda tırnakçılar milletin cebi boşaltılırdı. Gösteri sona erdiğinde insanlar ceplerinin boşaldığını fark ederdi ama iş işten geçmiş olurdu. Peki, bugün yaşadıklarımızın geçmişteki bu hikâyeden ne farkı var?

Bugün de herkes kendi cambazını koruma derdinde. Kimi iktidarın, kimi muhalefetin yanlışlarını görmezden geliyor. Herkes karşı tarafın hatalarını ortaya dökmeye çalışırken kendi mahallesindeki yanlışların üzerini örtüyor. Üstelik bunu yaparken yalnızca üç maymunu oynamakla kalmıyor, adeta dördüncü bir maymunu da aramıza katıyoruz:

Gördüm ama görmedim, duydum ama duymadım, biliyorum ama bilmiyormuş gibi davranıyorum… Çünkü yapan bizden biri!. İşte asıl tehlike burada başlıyor. Yanlışın kim tarafından yapıldığına bakarak tavır alıyorsak artık adaleti değil, tarafgirliği savunuyoruz demektir.

Türkiye'de siyaset, çoğu zaman iktidar ve muhalefet arasındaki bitmeyen bir hesaplaşmaya dönüşüyor. Siyasetin temelinde millete hizmet etme, milletin hakkını, hukukunu koruma anlayışı bulunması gerekirken, zaman zaman karşımıza bambaşka bir tablo çıkıyor. Sanki ülke büyük bir pasta, sağından yiyene “sağcı”, solundan yiyene “solcu” deniyor.

Farklı toplumsal tercihler ve farklı yönetim anlayışları eşyanın tabiatı gereği. Ancak tercihlerimiz, yanlışlarımızı örtmenin aracına dönüşmemeli. Yoksa mesele artık tercih değil, çıkar meselesi hâline gelir. Bir yanlışın karşısında durmak için failin hangi ideolojik kaynaktan beslendiğine değil, ne yaptığına bakmak gerekir kanımca.

Bugün vatandaşın aklını kurcalayan pek çok soru var. Örneğin;

Fon ödemeleri yapılıyor. Bir vatandaş olarak merak ediyorum: Bu ödemelerin ne kadarı hazine kaynaklarından karşılanıyor? Kamu kaynakları kullanılıyorsa hangi tutarlar, hangi gerekçelerle ve kimlere aktarılıyor? Bu ödemelerin ne kadarı geri ödeniyor? Hazine dışındaki kaynaklar kullanılıyorsa finansmanın kaynağı ne? Bu soruların cevabı açık, anlaşılır ve denetlenebilir biçimde kamuoyuyla paylaşılmalı. Çünkü milletin parasının hesabı millete verilmelidir. Şeffaflık güveni güçlendirir; belirsizlik ise kuşkuları büyütür. Unutulmaması gerekir ki kamuoyunun haklı sorularına zamanında ve tatmin edici cevap verilmemesi, güven kaybına yol açar. Artık ne yaparsanız yapın size olan inancı yitirirsiniz.

Son günlerde bir milletvekili hakkında da ciddi iddialar gündeme geliyor. Cinsel istismar, Epstein adasını çağrıştıran ilişkiler ağı ve 1 milyon avroyu aşan kara para aklama iddiasına ilişkin tartışmalar kamuoyunda yankı buluyor. Ancak fon soruşturması kadar ses gelmiyor. Burada dikkat çekici olan yalnızca iddiaların kendisi değil, toplumun bunlara yaklaşım biçimidir.

Herkes kendi mevzisinden bakıyor. Kimi iddiaları peşinen doğru kabul ediyor, kimi de kendi mahallesinden birinin adı geçtiği için daha baştan reddediyor. Oysa hukukta da vicdanda da ölçü aynı olmalı: İddia varsa araştırılmalı, deliller değerlendirilmeli, suç sabit görülürse hesabı sorulmalıdır. Ancak bu hukuk herkese eşit biçimde işlemeli. Yoksa hukuka olan inançta kaybolur.

Bu arada fonlar ve yolsuzluk iddiaları tartışılırken diğer yandan da vatandaşın gerçekleri var. Akaryakıt fiyatları yükseliyor, nakliye maliyetleri artıyor. Emekli aldığı maaşla ayı tamamlayamıyor. Yıllarca çalışmış insanlar, ilerleyen yaşlarına rağmen ikinci bir iş yapmak zorunda kalıyor. Dar gelirli vatandaş pazarda, markette hesap yapıyor; temel ihtiyaçlarını bile bütçesine göre kısmaya çalışıyor. Vatandaş geçim derdindeyken, tenceresini dolduramazken siyasetin gündemi kayıkçı kavgası olmamalı.

Her gün yeni bir yolsuzluk operasyonu, yeni bir soruşturmayla karşılaşıyoruz. Fonlar, belediyeler ve siyasetçilerle ilgili ağır suçlamalar toplumun adalet beklentisini daha da artırıyor. Tüm bunların ışığında insan kendi kendine sormadan edemiyor: Bu ülke, bütün bu sorunlara rağmen nasıl ayakta kalıyor?

Bu ülkenin artık en temel ihtiyacı, hukuk çerçevesinde yürütülecek bağımsız, tarafsız ve kararlı bir temiz eller mücadelesidir. İktidara da muhalefete de aynı hukukun uygulandığı, soruşturmaların siyasi aidiyete göre değil, delillere göre yürütüldüğü bir temiz eller operasyonuna ihtiyacımız var ve bu operasyon önce siyaset kurumundan başlamalıdır.

Siyasete girerken kişilerin mal varlıkları neydi, bugün ne durumda? Aradaki değişim hangi gelirlerle açıklanıyor? Kim, hangi ekonomik faaliyetle, hangi yasal gelirle nasıl bir servet edindi? Bunlar birer suçlama değil, kamu görevi üstlenen kişilerin hesap verebilirliğini sağlayacak meşru sorulardır.

TMSF GERÇEĞİ!…
TMSF GERÇEĞİ!…
İçeriği Görüntüle

Burada bir ayrımı özellikle yapmak gerekiyor: Hırsızlık ve yolsuzluk, herhangi bir partiye ya da ideolojiye özgü değildir. Hiç kimseyi kanıtlanmamış iddialarla suçlayamayız; suçun varlığına ve failine ilişkin nihai kararı hukuk çerçevesinde yetkili yargı mercileri verir. Velhasılkelam; bir tarafın suçunu göstermek, diğer tarafın suçunu temize çıkarmaz.

Hiç kimse kendi çıkarını milletin çıkarı gibi gösteremez. Hiç kimse bir siyasi kimliğin arkasına saklanarak dokunulmazlık talep edemez. İdeolojiler millete hizmet etmekten çıkıp kişisel çıkarların aracı hâline gelmişse sorgulanması gereken yalnızca o ideolojiyi temsil ettiğini söyleyenler değil, buna sessiz kalan anlayışın kendisidir. Hesap verebilirlik de bir zayıflık değil, demokratik yönetimin temel şartıdır.

Hiç kimse kendi cambazını korumak için gerçeği eğip bükmemeli. Hiç kimse karşı tarafın hatalarını göstererek kendi sorumluluğundan kaçmamalı. Kamu malına zarar veren, görevini kötüye kullanan ya da kişisel çıkarı için kamu gücünü kullanan kim varsa, siyasi kimliğine ve makamına bakılmaksızın hukuk önünde hesap vermelidir.

Son olarak şunu söylemek istiyorum:

Herkes başkasının cambazını göstermeyi bırakıp önce kendi önündeki gerçeğe bakmalı. İktidar da muhalefet de kendi yanlışlarıyla yüzleşmeli. Unutmayalım ki, yanlışları savunarak değil, onlarla yüzleşerek güçlenebiliriz. Ez cümle:

Cambaza bakarken milletin cebini kimin boşalttığını görmezsek, gösteri bittiğinde kaybeden yine biz oluruz!