FÜZENİN GÖLGESİNDE SOĞUKKANLI KALABİLMEK

Ortadoğu’da gerilim hız kesmeden devam ediyor. Türkiye’ye İran üzerinden atıldığı iddia edilen üçüncü bir füze saldırısının gerçekleştiği belirtiliyor.
Ancak hem İran devletinin yöneticileri hem de Devrim Muhafızları bu iddiaları kesin bir dille reddediyor. Buna karşılık Türkiye Cumhuriyeti’nin yetkili makamları ise füzenin Tahran yakınlarından atıldığını öne sürüyor.
Ortada inkâr edilemeyecek bir gerçek var:
Ülkemize yönelmiş ve hava savunma sistemleri tarafından etkisiz hâle getirilmiş bir füze var. Ve bu füze bir yerlerden geldi.
Benim açımdan asıl önemli olan mesele ise füzenin nereden geldiği değil, bu saldırının kimin çıkarına hizmet ettiği sorusudur.
Uluslararası siyasetin doğası gereği, her olay yalnızca görünen yüzüyle değerlendirilmez. Tarih bize defalarca göstermiştir ki büyük güçlerin yürüttüğü jeopolitik mücadelelerde yalnızca devletler değil; devlet içindeki unsurlar, vekil aktörler ve gizli ağlar da devreye sokulabilir.
Bu noktada şu soruyu sormak da akıl dışı değildir:
Acaba İran içinde Batı ile bağlantılı, devlet yapısı dışında hareket eden Fetövari bir yapılanma bulunamaz mı? Böyle bir yapı ABD ve İsrail çıkarları doğrultusunda Türkiye ile İran arasında bir gerilim oluşturmak isteyebilir mi?
Benzer yöntemlerin geçmişte kullanıldığı biliniyor. 2003 sonrası Irak’ta yaşanan süreçte bazı milis yapılar ve siyasi ağlar, büyük güçlerin bölgesel hesaplarında araç hâline gelmişti. Özellikle Şii eksenli Bedir örgütü ve Kesnizani tarikatı gibi yapıların ABD ile ilişkileri uzun süre tartışılmıştır.
Bu nedenle bugün yaşanan olaylara bakarken yalnızca görünen tabloyla yetinmek yeterli olmayabilir.
Ortadoğu’nun jeopolitiği düşünüldüğünde bu tür provokasyon ihtimallerinin neden önemli olduğu daha iyi anlaşılır. İran’ın geniş coğrafyası, nüfusu ve askeri kapasitesi göz önüne alındığında bu ülkeye doğrudan bir kara harekâtı gerçekleştirmek son derece zor bir senaryodur.
Olası bir kara harekâtı teorik olarak iki bölgeden gerçekleştirilebilir: Türkiye ve Azerbaycan. Her iki ülkeye yönelik füze saldırıları, böyle bir senaryonun zeminini hazırlamaya yönelik bir gerilim hattı oluşturma girişimi olabilir mi? Üstelik İran’ın kuzeyinde güçlü bir Azeri Türkü nüfusunun varlığı da dikkate alındığında, böyle bir operasyonun halk desteğiyle meşrulaştırılmaya çalışılması ihtimali tamamen göz ardı edilebilir mi?
Son yıllarda başta ABD ve İsrail olmak üzere Batılı ülkelerin yaşadığı ekonomik, sosyal ve askeri yıpranma da böyle bir operasyonun maliyetini daha da yükseltmektedir.
Bu durumda bazı stratejistler için alternatif yöntemlerin gündeme gelmesi şaşırtıcı değildir. Bölgesel gerilimler oluşturmak, komşu ülkeleri çatışma denklemine dahil etmek ve yeni cepheler açmak tarih boyunca kullanılan stratejiler arasında yer almıştır.
Türkiye ve Azerbaycan tam da bu noktada kritik bir konumdadır. Coğrafi konumu, askeri gücü ve bölgesel etkisi nedeniyle Türkiye’nin herhangi bir çatışmaya dahil olması, Ortadoğu’daki güç dengelerini kökten değiştirebilecek bir gelişme olur.
Bu nedenle Türkiye’nin en büyük gücü yalnızca askeri kapasitesi değildir. Asıl güç, devlet aklıdır.
Böyle dönemlerde yapılması gereken şey hamaset değil, soğukkanlılıktır. Uhulet ve suhuletle hareket etmek, provokasyon ihtimallerini dikkatle analiz etmek ve her ihtimali değerlendirmek gerekir.
Türkiye ne olası emperyal oyunların parçası olmalı, ne de güvenlik tehditlerini görmezden gelmelidir. Akılcı politika tam da bu iki çizgi arasında kurulmalıdır.
Ortadoğu’nun tarihi bize şunu defalarca göstermiştir:
Büyük oyunlar çoğu zaman küçük kıvılcımlarla başlar.
Bu nedenle Türkiye için en doğru yol; duygularla değil stratejik akılla, devlet aklıyla hareket etmektir.
Çünkü bazen bir füzenin gerçek hedefi, düştüğü yerden çok daha farklı olabilir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.