Seni tanımamıza yardımcı olur musun? Bugüne kadar ki hayat hikayenden ve futbol kariyerinden bahseder misin?
Futbola 4 yaşında başladım. O dönem kadın futbolu henüz çok yaygın olmadığı için 15 yaşıma kadar erkeklerle birlikte oynamak durumunda kaldım. 15 yaşında VfL Sindelfingen’e transfer oldum ve kulübün U17 Bundesliga takımında forma giydim. Aslında bu dönem, Türk antrenörlerle ilk kez temas kurduğum zaman oldu. Hem teknik direktörüm hem de yardımcı antrenörüm Türk’tü. 18 yaşımda hem futbol oynamak hem de eğitimimi tamamlamak için Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Fairleigh Dickinson Üniversite’sine girdim. Futbol kariyerim devam ederken aynı zamanda 5 yıl boyunca psikoloji lisans ve yüksek lisans diplomamı tamamladım. 2022 yılında mezun olduktan sonra tam anlamıyla profesyonel futbol kariyerim başladı diyebilirim. Ardından ilk resmi sözleşmemi, Portekiz’in birinci ligi BPI’de yer alan Albergaria ile 2 yıllık imzaladım. Sonrasında farklı bir deneyim elde etmek istiyordum ki tam o esnada Trabzonspor’dan teklif geldi, bunu kariyer hayatımda bir şans olarak görüyorum.
Trabzonspor’dan teklif aldığında ailenin ve senin ilk tepkin ne oldu? Türkiye’ye gelmeden önce Trabzonspor hakkında ne biliyordun?
İlk başta hem ben hem de ailem çok şaşırdık. Türkiye, açıkçası radarımda olan bir ülke değildi çünkü lig hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyordum. Tabii ki bu da ister istemez bu teklife temkinli yaklaşmama sebep oldu. Ancak Trabzon şehri ve Trabzonspor kulübü hakkında daha fazla bilgi edindikçe, güzel bir hikayenin içinde mücadele vereceğimi hissettim. Trabzonspor taraftarlarının çok tutkulu olduğunu duydum ancak buna yüz yüze şahit olmak elbette ki burada oynama isteğimi daha da arttırdı.
Önceki kulüplerdeki başarılarına bakıldığında söylenilen en önemli şey, savunmanın kraliçesi olduğun. Bu konu hakkında ne düşünüyorsun? Bir savunmacı olarak, maç içindeki baskı ve stresle nasıl başa çıkıyorsun?
Bu tanımın yüzümde tebessümler oluşmasına sebep olmasının yanı sıra inanılmaz derecede gururlandırıyor. Aslında kariyerimin başlarında hücum oyuncusuydum. Ancak eski antrenörüm beni bir kez savunmada denediğinde, bir daha hücumda oynamama izin verilmedi. Mevki değiştirmeme rağmen insanlardan bu yorumları duymak elbette ki beni çok gururlandırıyor.
Bir savunma oyuncusu olarak zihinsel odağımı koruyabilmek için her seferinde sadece bir pozisyona odaklanmaya çalışıyorum. Elbette hatalarım olabilir ama önemli olanın onları görmezden gelmek ve oyunda kalmak olduğunun bilincindeyim. Bu da benim daha iyi bir performans sergilememe sebep oluyor. Maçtan sonra karşılaşmayı yeniden izlediğimde, yaptığım hataları nasıl düzeltebileceğimi ve bir sonraki maçta tekrar etmemek için neler yapmam gerektiğini düşünüyorum. Ve bunları yaparken psikoloji eğitimi almış olmamın tüm bu mentalimi korumamda büyük bir payının olduğunu düşünüyorum.
Futbol hayatında kırılma anım dediğin bir olay var mı? Ve bugün geriye dönüp baktığında iyi ki bu olayı yaşamışım diyebiliyor musun?
Kariyerimdeki en önemli kırılma noktasının profesyonel futbolu sürdürme kararı almak olduğunu düşünüyorum. Amerika’daki eğitimimi tamamladıktan sonra futbola devam etmeyi seçmeseydim, bugün bulunduğum noktada olmazdım. Bu yüzden her zaman ‘iyi ki bu mesleği seçmişim’ diyorum çünkü kendimin farklı bir versiyonunu ortaya koymama sebep olan en büyük etmen benim için futbol oldu.
Trabzonspor’la yarım sezon geçirmiş biri olarak ilk geldiğindeki beklentilerin ile şu anki izlenimlerin arasında farklar var mı? Neler değişti, neler aynı kaldı?
Trabzon insanını artık çok daha iyi anladığımı düşünüyorum; düşünce yapıları, yaşam tarzları… Türkiye’nin sahip olduğu kültürel değerler ve ailenin onlar için ne ifade ettiği konusunda çok şey öğrendim. Trabzonspor özelinde ise, en azından tesislerimizde, bireysel bir takım oyununun zorla birleştirilmesiyle oluşan bir yapı yerine, her oyuncunun kendini var edebileceği bir bütünü oluşturan kocaman bir aile bilinci olduğunu görüyorum. Burada bizim için elinden gelen her şeyi yapan çok fazla insan var ve onların emeklerini gerçekten çok takdir ediyorum. Zaman geçtikçe hem teknik ekibin hem de oyuncuların birbirine giderek daha fazla kenetlendiğini ve herkesin başarı için kendi payına düşeni tutkuyla yapmaya çalıştığını görüyorum.
Trabzonspor formasıyla ilk maçına çıktığında ve taraftarların coşkusunu ilk kez duyduğunda neler hissettin?
Trabzonspor’da olmak açıkçası yıllarca olmak istediğim yeri bulmak ve tamamlanmak gibi bir his. Trabzonspor taraftarlarının kulüplerine olan sevgisini bildiğim için, onları bizi desteklerken duymak tüylerimi diken diken etmişti. Bu formayı giymek bana büyük bir gurur ve minnettarlık hissettirdi.
Kültürlerarası bir yolculuktasın. Almanya ile Türkiye arasında seni şaşırtan ya da hoşuna giden kültürel farklar oldu mu? Olduysa bunlar neler?
Türkiye ve Almanya arasında çok büyük farklar var en bariz örneği Türklerin Almanlara göre çok daha sıcakkanlı olduğu gerçeği. Türkler aileleriyle birlikte vakit geçirmekten, birbirlerine yardım etmekten çok keyif almakla birlikte bu tarz ince düşüncelere önem veriyorlar. Almanlarda ise bu durum tam tersi Türklerin aksine iletişim kurarken çok daha soğuk davranırlar. Bunun dışında dinsel ve kültürel konularda da elbette farklar var. Türkler Almanlara oranla çok daha dindar. Ayrıca yemek kültürü çok daha çeşitli. Almanya’da çok az sayıda Türk aile yaşadığı için detaylı bilmediğim bir kültür hakkında yerinde deneyim elde etmek benim için çok keyifli.
Takımla bağların nasıl ve en çok kimle oynarken kendini daha güvende hissediyorsun?
Saha dışındaki ilişkiler söz konusu olduğunda kendimi daha çok içe dönük bir insan olarak tanımlayabilirim. Ancak tüm takım arkadaşlarımla çok iyi anlaşıyorum. Tabii ki herkesin daha yakın olduğu kişiler oluyor. Uluslararası oyuncularla bağ kurmak oldukça kolay; çünkü hepimiz ailelerimizden uzaktayız ve konfor alanımızın dışındayız. Bununla birlikte Türk oyuncularla vakit geçirmek de çok güzel. Bize kendi değerlerini ve kültürlerini aktarıyorlar, ülkeleri hakkında çok şey öğretiyorlar. Sahada ise en çok Amira ile kendime güveniyorum. Futbol hakkında çok konuşuyoruz ve oyuna bakış açımızın, futbol anlayışımızın çok benzer olduğunu düşünüyorum. Onun dışında Andrea ile Almanca konuşabiliyor olmak iletişimi gerçekten çok kolaylaştırıyor.
Türk futbolunun oyun temposu ve fiziksel yapısı hakkında ne düşünüyorsun? Buradaki teknik ekip ve kulüp yapısının sana gelişim açısından neler katabileceğini düşünüyorsun?
Türk futbolu, şimdiye kadar bildiğim futboldan oldukça farklı. Portekiz’de oynadığım döneme kıyasla teknik seviyenin biraz daha düşük olduğunu söyleyebilirim; ancak oyun çok daha direkt ve hızlı bir şekilde ileriye gitmeye odaklı. Bu ligde hızlı ve güçlü olmak büyük bir değer taşıyor. Daha önce hiç bu kadar geniş bir teknik ekiple çalışmamıştım. Birden fazla kişinin sizi yönlendirmesi ve daha iyi bir oyuncu olmanız için çaba göstermesi gerçekten çok güzel. Oyuncuları bireysel olarak geliştirmeye çalışırken aynı zamanda takımın bütün yapısını da her maçta başarılı olacak şekilde kurguluyorlar. Antrenman planlaması, video analizleri gibi konulara çok ciddi emek verdiklerini biliyorum. Bu destek ve ilgi gerçekten kendinizi değerli hissetmenizi sağlıyor. Gelişimime katkıları ise çok yönlü. Örneğin; salonda nasıl çalışmamız gerektiği, nasıl beslenmemiz gerektiği konusunda dahi bizi sürekli eğitiyorlar. Bazı egzersizlerin tekrar edilmesi, belirli oyun ve hareket alışkanlıklarının zamanla bilinçsiz ve doğal hale gelmesini sağlıyor. Ayrıca farklı ülkelerde, farklı oyun stilleri ve antrenörlerle çalışmanın her zaman insana yeni şeyler kattığına ve sizi daha iyi bir oyuncu haline getirdiğine inanıyorum.
Asla unutamadığın, gelişimin ve kariyerin açısından seni bir adım ileriye taşıyan bir maç var mı? O maçtaki hissettiğin şeylerden bahseder misin?
Portekiz'de oynadığım bir maç vardı, pozisyonumun dışında, defansif orta saha oyuncusu olarak oynadım ve gerçekten çok keyif aldım. Pozisyonunuzun dışında oynamak, sadece kendi pozisyonunuzun değil, diğer pozisyonların da önemini daha iyi anlamanıza yardımcı olur. O gün oynamaktan gerçekten keyif aldım, kendimi özgür hissettim ve yeni şeyler denemekten mutlu oldum, örneğin dripling ve beceriler gibi, ki bunlar bir stoper olarak koçumun kalp krizi geçirmesine neden olabilecek şeylerdi. Trabzonspor’da ise unutamadığın maç elbette ki Hakkarigücü maçı. Zorlu hava koşullarına rağmen futbol oynamak, birlik olmak ve her şeyimizi ortaya koymak için mücadele etmek burada ne kadar güçlü bir aile yapısını oluşturduğumuzun en büyük kanıtı oldu bizim için.
Türkiye’ye gelirken bavuluna koyduğun, ‘yanımdan ayırmam’ dediğin üç şey neydi?
Bunlardan biri tabii ki kramponlarımdı; onlar benim uğurum. İkincisi peluş oyuncak yastık kılıfım ve son olarak arkadaşlarımı, ailemi hatırlatması için fotoğraflar. Bir de tabii ki en sevdiğim içecek matcha var.
Saha içindeki karakteristik özelliklerini ve bir savunma oyuncusu olarak takıma sunduğun temel farkları nasıl tanımlarsın?
Öngörülü olduğumu düşünüyorum çünkü oyunu sadece topun bende olduğu an değil, bir sonraki hamleyi de düşünerek oynarım. Savunmada zamanlama ve doğru yerde olmanın en az fiziksel güç kadar önemli olduğuna inanıyorum. Aynı zamanda geriden oyun kurmayı seven, pas kalitesiyle takımın ritmini belirlemeye çalışan bir savunma oyuncusuyum. Son olarak da fiziksel ve mental açıdan maç boyuncu mücadele gücümü korumayı başarabilen bir oyuncu olduğum için bu noktada dayanıklıyım ve oyunun içinde uzun süre kalabiliyorum.
Futbol hayatında idolüm dediğin bir oyuncu var mı? Varsa onu idol olarak belirlemendeki sebebi açıklar mısın?
Büyük ihtimalle Virgil Van Dijk diyebilirim. Harika bir savunmacı, çok zeki ve muhtemelen bire bir savunmada dünyanın en iyilerinden biri. Aynı zamanda hücumda da büyük bir tehdit. Onu izlemeyi gerçekten çok seviyorum ve sahadayken yaptıklarını inceleyerek kendimi nasıl geliştirebileceğime dair hep bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum.
Spor dünyasında senin için evrensel olarak kabul edebileceğin değer nedir?
Saygı. Futbol evrenseldir. Herkes futbolu sever; dünyanın dört bir yanından, farklı kurallara, kültürlere ve normlara sahip insanları bir araya getirir. Ancak sahaya çıktığımızda nereden geldiğimiz, ne iş yaptığımız, zengin ya da fakir olmamız önemli değildir. Önemli olan oyunun kendisi ve sahada olan bitendir. Bu yüzden saygı, çatışma olmaması adına en önemli değerdir.
Kadın futbolunun geleceği hakkında ne düşünüyorsun? Özellikle Almanya ve Türkiye’deki gelişimi nasıl görüyorsun? Daha fazla kitleye hitap edebilmek için sence nasıl bir strateji belirlenmeli?
Kadın futbolunun her geçen yıl giderek büyüdüğünü düşünüyorum. Yapılan yatırımlar, kadın profesyonel futbolcuların koşullarının sürekli gelişmesini sağlıyor. Kadınlar artık sadece futbolcu olabiliyor ve geçimini sağlayabilmek ek iş yapmak zorunda kalmıyor. Bu da kadın futbolunun giderek daha profesyonel bir yapıya kavuşmasını ve doğal olarak saha içi seviyenin yükselmesini sağlıyor.
Almanya’da, özellikle güçlü erkek takımlarına sahip olan kulüpler, kadın futbolu için çok sağlam bir temel sunuyor. Sadece saha içinde değil, saha dışında da çok iyi gelişim imkânları sağlıyorlar. Kadın maçlarının erkek stadyumlarında oynanması ve 30-40 bin kişinin tribünlerde olması tüylerimi diken diken ediyor. Gerçekten inanılmaz ve devrim niteliğinde bu durum.
Türkiye’de ise özellikle ilk 5 kulübün kadın futbolunu çok iyi tanıttığını ve bizim sadece futbola odaklanmamıza yardımcı olduğunu düşünüyorum. Ancak Süper Lig Kadınlar özelinde olduğu kadar, genç yeteneklerin yetiştirilmesi ve küçük yaştaki kız çocuklarına futbol oynama imkânı sunulması konusunda da çok daha büyük bir potansiyel olduğunu görüyorum. Daha geniş bir kitleye ulaşabilmek için öncelikle hedef kitlenin iyi tanınması gerektiğine inanıyorum. Trabzon çok aile odaklı bir şehir. Taraftarların oyuncuları daha yakından tanımasını sağlamak, kulüp ile taraftar arasındaki bağı güçlendirir ve başkalarının da merak edip ilgisini çeker.
Genel olarak insanların erkek futbolu ile kadın futbolunu karşılaştırmayı bıraktıkları anda, kadın futbolunu izlemekten çok daha fazla keyif alacaklarını düşünüyorum. Elbette maçların büyük stadyumlarda oynanması, sosyal medyada daha fazla tanıtım yapılması gibi adımların da kesinlikle faydası olacaktır.








